Mustafa Acungil

  • EDX: Breathin - Uzun zamandır şarkı sözü çevirisi yapmıyordum. Bir okurumdan gelen istek üzerine bu şarkıyı ele aldım. EDX’in sesinin çok güzel bir tınısı var. Şarkı da ho...
    4 hafta önce

9 Kasım 2007 Cuma

Nasıl yazar olunur?

Yazarak.

Ama önce okuyarak.

Yeterince okumuş ve hala zevkle okumaya devam eden bir insan, yazmak istiyorsa, yapması gereken şey yazmaktır. Yazarak ilerliyorsunuz. Yazmaya başladığınız zaman, hayal edebileceğinizin ötesinde şeyleri yapabilir olduğunuzu keşfediyorsunuz.

Çoğu durumda, zor olan başlamak. Başladıktan sonra da zor olan ısrarla devam etmek. Başlayan ve ısrarla devam edenler, başarıya ulaşıyorlar.

Bunu yaşadığım konulardan biri "Gündelik Başarı için Uygulanabilir Taktikler" adlı kitabım oldu. Başladım, fikir çok iyiydi, duralamadan bir-iki bölümü yazıp bitirdim. Hızımı aldığım için keyifle, akşamları ve geceleri kısa zamanlar ayırarak devam ettim ve çok güzel bir kitap çıktı ortaya.

İkinci bir örneği Türkiye Bilişim Derneği'nin 9. Bilim Kurgu Yarışması ile ilgili olarak yaşadım. Sevgili dostum Halid Özgür, aklımdaki bir iki roman fikrini daha önce bir iki kere duymuştu. Bu yarışmadan haberdar olunca hemen beni arayıp katılmamı tavsiye etti. O enerjiyle öyküye başladım. Harareti çok sönmeden bitirdim. İkinci bir kere okumak ve düzeltmeler yapmak için bir ay kadar vaktim vardı. Bir ayın sonlarına doğru ancak elim değdi ve bir gecede bu gözden geçirme de bitti. Öyküyü gönderdim, üçüncülük ödülü aldı.

Üçüncü bir örneği şimdi yaşıyorum: http://www.chip.com.tr/blog/gelecekpostasi/ adresindeki bilim kurgu blogum. Sevgili arkadaşım Cenk Tarhan'la yazışmamız sonucunda ortaya çıkan ve hızla gelişen bu blog şimdiden koşarak ilerlemeye başladı. Kafamda oluşan karakter Kamil Asma kendiliğinden gelişiyor, fikirler aklıma gerçekten 2053'ten Kamil Asma tarafından fısıldanıyor gibi geliyor. Çünkü başladım. Çünkü keyfini çıkararak devam ediyorum.

Henüz başaramadığım bir şeye de yer vereyim burda. Kafamda iki ayrı sağlam 'roman zinciri' fikri var. Ancak bunlardan ilkine hiç başlamadım. İkincisine de başladım ama hızını bulamadan yazmayı bıraktım. Her iki fikir de hala duruyor. Bilim Kurgu blogumun hızı, bu romanların da başlangıç hızını aldıklarında hızla ilerleyeceklerini gösteriyor.

Ama biraz da alınan sonuçlarla ilgili bu konu. Gelecek Postası'nda yazdığım ilk yazıya daha ilk günden yorumlar geldi. İnsanlar merakla izliyorlar. Merak ettikleri başka konuları soruyorlar. Ve Kamil Asma cevaplıyor...

Yazar olmak istiyor musunuz? Öncelikle iyi bir okur olun. Sonra da yazın. Herhangi bir şey yazın. Kendinize gündelik bir yazma ritmi oluşturun. Mesela günde 500 kelime. Hiçbir şey yazamıyorsanız, 500 kelime sınırı dolana kadar 'Yazar olmak istiyorum' cümlesini tekrar tekrar yazın.

Kolay gelsin.

233 yorum:

1 – 200 / 233   Yeni›   En yeni»
BAHARCAN dedi ki...

Okumayı cok seven arada bir ufak hikayeler yazan biriyim, endişem yazım ve imla kurallarına uygun olamıyacagı endişesiyle sürekli yarım bırakmam.Yazılarınızın bir kısmını okudum ve sizi cok basarılı buldum.

Mustafa Acungil dedi ki...

Hata yapmak korkusuyla yoldan dönmek, yapılabilecek en büyük hatadır. Tabii ki hatalar yapacağız, hatalar yaparak öğreneceğiz ve düzelteceğiz.

Hiçbir yazar Nobel ödüllü doğmamıştır değil mi? Yürümeyi ve konuşmayı bile bilmiyorlardı doğduklarında...

BAHARCAN dedi ki...

Dün google da "iyi bir yazar nasıl olunur" diye yazdım ve sizin yazılarınızla karsılastım.Birde konuyla ilgili bir kitap satın aldım faydası olurmu bilemiyorum? Sizin bilgi ve kaynaklarınızdan yararlanmak isterdim.

Mustafa Acungil dedi ki...

Ne yazık ki Türkçe'de bu konuda çok az kaynak var. Eğer İngilizce kitap okumakta sorununuz yoksa, bazı kitaplar önerebilirim.

BAHARCAN dedi ki...

Kaynakların türkçe olmasının lehime olucağını düşünüyorum.İngilizce seviyem yeterli gelmiycektir.

Mustafa Acungil dedi ki...

Antolojiler faydalı olabilir. Farklı üsluptaki insanları okumak için.

Roman'a ilgi duyuyorsanız, Berna Moran'ın Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış adlı 3 kitaplık bir serisi var. İyidir.

BAHARCAN dedi ki...

Tavsiyeniz için teşekkür ederim, Tedarik etmeye çalışacağım.
Yazılarınızıda peyder pey okuyorum.Diyetle ilgili bölüm çok hoş...

Mustafa Acungil dedi ki...

Bilim kurguya ilgi duyuyorsanız, http://www.chip.com.tr/blog/gelecekpostasi adresinde yazdıklarım da ilginizi çekebilir.

BAHARCAN dedi ki...

Filmlerde ilgimi çekiyor, yazınızı okuyup yorumlarımı ileticem.

prometheus dedi ki...

Ben okumayı seviyorum, öyküde yazıyorum ama çok tembelim düşlerle başladığım öykü yarısına geldiğinde tıkanıyor.bu beni sıkıyor ve öyküden soğuyorum.aslın da çözüm inatla yazıya devam etmek.

Mustafa Acungil dedi ki...

Hedef küçültmeye ne dersiniz?

Kafanızda 10 ciltlik roman kurgusu oluşmuş gibi gelebilir. Ama ilk seferde bunu yazamazsınız büyük olasılıkla.

O zaman 3 sayfalık bir öykü hedeflemeye ne dersiniz? Bir gecenizi ayırın, yazın ve bitsin. Bitmiş bir öykü olsun. Bir iki hafta sonra üzerinden geçip düzeltmeler yaparsınız.

Sonra biraz daha hacimli şeyler yazmaya yönelirsiniz.

Bitmemesinden sıkılacağınıza, bitecek bir şey hedefleyin. Başarılamayacak hedefler peşinde moral bozukluğundansa, sizi biraz zorlayacak ama başarabileceğiniz hedefler kovalayın.

Adsız dedi ki...

ben bir ev hanımıyım senelerdir roman yazma hayalim var bu konuda kendime güveniyorumbelli birikimim var ama destek çıkan olmadı sitenizi gördüm ilgimi çektibu konuda yardım almak istiyorum

Mustafa Acungil dedi ki...

Yayın dünyası, yoğun rekabet olan bir dünya. Basılacak kitap sayısı kısıtlı, ama kitap bastırmak isteyen insan sayısı daha çok.

Arz ve talep arasındaki dengesizlikler buradaki akışı da etkiliyor. Bu yüzden ilerleme şansınız olması için öncelikle bitmiş ve etkileyici bir eseriniz olmalı. Böyle bir eser yazabilmek içinse, başlamanız gerekli.

Yazmaya başlamadan önce, bol bol okumak iyi bir fikir. Hem yazmayı düşündüğünüz türde romanlar, hem de yazma tekniği üzerine kitaplar.

İlk adım olarak küçük de olsa bir eser ortaya çıkarmayı hedefleyin bence. Mesela bir kısa hikaye yazmayı deneyin. Bakalım düşündüğünüz gibi şeyler ortaya çıkarabiliyor musunuz?

Adsız dedi ki...

yorumunuza teşekkür ederim rekabet içerisine girmeyi düşünmüyorum sadece kendi yazdığım ama her kitleye hitap eden romanı yazmak istiyorum benzerlik taşımasın diyede çok kitap okumuyorum tabiki yazı tekniği önemli çok yazıp yırtıp atmayıda sevmiyorum şu an yazdığım bir roman var ama bitmedi sadece bir kitap olsun istemiyorum mesajlarıda önemli yazmanın yada yazar olmanın yolu belli bir okul bitirmekse ben ilkokul mezunu biriyim fikir ve görüşlerimede güveniyorum dört çocuk annesiyim hayatı her haliyle benimsemiş birisiyim yazarken hiç bir kaynak kullanmıyorum akıcı ve akılda kalıcı düşünce ile yazdığımı düşünüyorum sadece bitirdiğimde ne yapmam gerektiğini bilmiyorum şimdiden teşekkür ederim isimsiz olarak yazmıştım

Mustafa Acungil dedi ki...

Haddim olmayarak, bazı düşüncelerimi sıralayacağım. Belki bazılarını öneri olarak da kabul edebilirsiniz.

"Rekabet içine girmeyi düşünmüyorum demişsiniz" ama emin olun kitabınızı bitirdiğiniz zaman, insanların onu okuması isteğini duyacaksınız. İnternetten yayınlamak gibi bazı seçenekler de mümkün tabii. Yine de bir kitabın yayılması için en iyi yöntem basılması. Basılması için de beğenilmesi gerekiyor.

Kitap çocuk gibidir. Eserinizi insanların görmesini, beğenmesini istersiniz.

"Benzerlik taşımasın diye çok kitap okumuyorum" demişsiniz. Ama kitap okumamak klişeye düşmeye de sebep olabilir. İnsanlar birbirine benzer. Benzer şeyleri düşünürler. Benzer şekilde davranırlar. Güzel bir şey yazmak istiyorsanız, başkalarının neler yazdıklarını da okumalısınız. Onları taklit etmek için değil, ama benzer ürünlerin özelliklerini görmek ve eserinizi onlardan ders alarak şekillendirmek için. Bir mimar iyi ya da kötü ilgisini çeken her binayı en azından kısaca kafasında değerlendirir. Bu özgün olmasına engel değildir, aksine özgün olmasını mümkün kılar.

"çok yazıp yırtıp atmayıda sevmiyorum" demişsiniz. Bilgisayarda yazmanızı şiddetle tavsiye ederim. Üretkenliğinizi çok artıracaktır. Yazdıklarınızı düzeltmek çok daha kolay olacaktır.

"şu an yazdığım bir roman var ama bitmedi" haberi çok güzel. Yazmanın önündeki en büyük engel başlamamaktır. Siz başlamışsınız. Devamını getirin.

"yazar olmanın yolu belli bir okul bitirmekse ben ilkokul mezunu biriyim fikir ve görüşlerimede güveniyorum dört çocuk annesiyim hayatı her haliyle benimsemiş birisiyim" Bence de yazar olmanın belirli bir şartı yok: Yazmayı bilmek dışında. Hatta yazmayı bile bilmeyen birisi öyle şeyler anlatabilir ki sözlü olarak, başkaları onu yazıya geçirebilir.

Harry Potter serisinin yazarı yalnız bir anneydi. Çocuğuna anlattığı hikayeleri bir gün yazmak aklına geldi. Geçim sıkıntısı çeken bir insanken, sadece 6 kitapla dolar milyarderi oldu. Tabii ki konunun detayları bu kadar basit değildir, ama yazmanın okulla öğrenilecek bir şey olduğu zaten son derece şüpheli. Yazmayı seven yazar. Söyleyecek sözü olan söyler. Kendini dinletecek kadar özellikli şeyler söylüyorsa, dinleyen bulunur. Belki bir yıl sonra, belki bir ömür sonra... Mesela Stendhal yazdıklarını hayatı boyunca bastırmamıştır. Sonradan bulunan eserleri basılmış ve yayılmıştır.

"sadece bitirdiğimde ne yapmam gerektiğini bilmiyorum"

Bitirdiğinizde paylaşmak isteyeceksiniz. Ve o zaman yazmanın sadece ilk adım olduğunu göreceksiniz.

Ben şu an bu aşamadayım. İki kişisel gelişim kitabım editörde. İki aydır cevap bekliyorum. Bir gelişme var mı diye ararken, uzun zamandır atmadığı kadar heyecanlı atıyor kalbim. Ama önce bitirin. O duyguları da yaşayacaksınız daha. Kitabı bir kere de bitirmeyeceksiniz üstelik. Muhtemelen bitirip, üzerinden en az bir iki kere daha geçmek isteyeceksiniz.

Umarım yorumlarım hoşunuza gider ve işinize yarar. Yazmaya devam...

Adsız dedi ki...

Önerilerinize teşekkür ederim. Bilgisayarda kılevyeyi yavaş kullandığım için düşünçe gücümü azaltıyor.İki defter kullanıyorum.Önce birisine yazıyorum öbüründe düzeltme yapıyorum.Bittiğinde eşimle bilgisayar ortamında yazarak tamamlamayı düşünüyorum. Bu arada bazı yayın kuruluşlarınıda araştırıyorum.Bitirmeden doğru değil belki ama bir fikir olsun .bazı siteler yorumları çok lakatit yazmışlar sizi citti buldum bitirdiğimde bana yardıcı olursanız sevinirim

prometheus dedi ki...

İsimsiz arkadaşa, roman yazdığını söylüyor ve başka kitaplarda okumadığını söylüyor onlardan kopya yaparım diye.Unutmamalıki en büyük öğretici okumaktır.her okumada bir çok yazın halini görebilirsin. ve bu sana bir çok eksikliğini gösrerir.durum kavramada geri dönüşlerde bir çok olguyu okuyarak kavrarsın.BİRDE TOPLUMUN NASIL GELİŞTİĞİNİ NASIL BİR DEVİNİM İZLEDİĞİNİ KAVRAMADAN YAZARSAN YAZDIKLARIN SANA KIYAR.Yazdıklarına kıymaktan korkma tekrar tekrar yaz
eleştirilmekten de korkma
günümüz insanı toplunsallık yerine bencilliği düşünmekete ama paylaşımcıların eleştirilerine kulak ver

ankaragucu_merve_ dedi ki...

slm arkadaşlar ben yazar olmak istiyorum ilerde bu yaşımda başladım bir şeyler yazmaya bi öykü yazdım onu okursanız sevinirim açıkcası ben beğenmedim siz naıl bulacaksınız bilmem


Oktay ve eda birbirlerini çok sever. Eda istanbulda okuyodur. Oktay edanın yanına sık sık geliyodur. Oktay bundan çok bıkmış bi durumdadır. Eda oktaya güvenmiyodur. Çünkü oktay sivasta kimbilir ne yapıyodur. Ama eda güvenmekten başka bişi yapamaz. Eda oktayı çağırır oktay edayı görmeye gelir. Buluşurlar. Oktay: seni çok seviyorum.
Eda: ne kadar çok?
Oktay:yağmurlu bir havada ellerini havaya aç bitanem ben seni tutamadığın yağmur damlaları kadar seviyorum
Eda: inanıyımmı?
Oktay:sen bilirsin…
Eda:hım inandım.bende seni seviyorum.
Oktay:herşeyimsin yha keşke sende sivasta olsan.
Eda:biliyosun durumları sabret.
Oktay:ne kadar
Eda:bilmiyorum ama az kaldı dayanmalıyız.
Güzel vakit geçirirler. Gece sonunda oktay sivasa döner ve eda arkadaşlarıyla evine gider. Oktay sız günler geçmiyodur. Her gün oktayla konuşur ondan haber alır. Eda bu arda oktayı aldatır arkadaşlarıda bunu oktaya sölemezler ama oktay hiç kimseye bakmıyo sadce edayı düşünüyodur. Edanın sesi güzeldir. Eda bir barda şarkı sölemeye başlar ve oktayın haberi yoktur. Piskopat bir adam edaya kafayı takar ama edanın haberi yoktur aradan zamn geçtikten sonra anlar ama saçmalıyorum der tam onu düşünürken ali yani piskopat olan kişi edanın yanına gelir ve konuşmak ister eda hayır istemez der ama ne fayda bi şekilde ali edaya yaklaşır eve giderken yolunu keser. Kolundan tutar ve onu eve doğru götürür. Eda istemez ne yapar eder ali onu eve götürmeyi başarır eve götürdüğünde eda bağırır çağırır edanın elini kolunu bağlar ve hiç bişi yapamaz. Eda çaresiz durumdadır. Ali eline buçak alır ve edaya yaklaşır eda korkar ali sesini çıkarırsan olacakları biliyosun der. Eda sesini çıkaramaz bu arada edanın arkadaşları edayı barda sanıp bara giderler ama eda çoktan çıkmıştır edayı bulamazlar merak ederler bişimi oldu diye oktay edayı soruyodur ayten hiç bişi söleyemez sınvda der. Ama herkes endişelenir. Alinin niyeti edaya sahip olmak tecavüz etmek. Ali yavaş yavaş edanınüstünü yırtar eda bahırır çağırır ama kimse yardım edemez ona. Ali edaya istediğini yaptıktan sonra edayı bırakır şimdi git istediğini yap der. Eda aytene gider ve olanları anlatır oktaya nası anlatcam onun yüzüne nası bakacam der. Oktay edayı arar arar ama eda açmaz oktayı tersler hatta ayrılmak ister oktay edayı bırakmaz hayır ayrılamayız der.
Eda: ya anla artık seni sevmiyorum hiç sevmemiştim zaten
Oktay: inanmam sana yalan sölüyosun.
Eda: ister inan ister inanma ama gerçek bu.
Oktay inanmaz edanın gerçekten istiyerek ayrılmak istemesini. Bu olayın peşini bırakmaz ayten edanın yakın arkadaşı olduğundan oktay aytene sorar ayten dayanamayıp herşeyi anlatır oktay aliyi bulmak ister ama bulamaz. Eda intar etmeye karar verir bir gün iyice kafayı yer ve karşısına buçağı alır oktayı düşünür tqam o sırada oktay karşı camda görünür. Edayı öle görünce camı kırarve içeri gelir:
Oktay: aşkım yapma her şeyi biliyorum ayten anlattı
Eda: hayır olamaz ben bunu hakediyorum
Oktay: saçmalıyorsun
Eda: hayır yapıcam bunu der
Oktay: eda bak yapma ben biliyorum herşeyi senin suçun yok bunda ne olursa olsun o pisliği öldürcem sen merak etme
Eda: merak etsem ne olacak ki ben şimdi ölecem saten
Oktay: eda yapmaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Eda: yapıcam bunu
Oktay:yapma eda sakın ha ne olursa olsun yapmamalısın
Eda:bunu sen yaşamadın ben yaşadım ve böle bişeyle yaşamak nası bişey sen bilemezsin beni anlamıyosunda ne yapacam bilmiyorum en iyisi benim için ölüm olacak.
Oktay:baldız sen karışma buna Oktay: saçmalama yha eda sen benimsin benim kalcaksın tamam mı şimdi sakin ol ve o bıçağı bana ver
Eda:hayır veremem vermem
Oktay edaya hoş söler sölyerek onu kandırıp buçağı almaya calışır.Eda inatçılık eder ama daha sonra buçağı Oktaya verir.
Oktay: ben seni hiç bırakmıyacağım
Eda: oktay senin yüzüne nasıl bakacağım?
Oktay: saçmalama nası nasıl bakacağım kafanı topla ve bu sen istediğin içinmi oldu hayır eee o zaman saçmalama böle şey de konuşma bidaha tamam mı? Bitanem
Eda: ya ama
Oktay: ama ne ben duymucam dediysem duymuyacağım
Eda: olurmu öle şey ama
Oktay: eda fazla zorlama bak sinirleniyorum
Eda: offf tamam bitanem oldu sölemem ( der ağlayarak)
Oktay: eda ağlıyomusun sen
Eda:hayır gözüme toz kaçtı
Ayten: enişte sende var ya bırak kız rahatlasın ya

Burak: oktay ayten doğru sölüyo bırak Eda rahatlasın biraz ağlasın.
Oktay: ama kıyamıyorum ona ben
Burak:sende vala bırak biraz.
Oktay istanbula yerleşir kısa bir süre için eda hala piskolojisi bozuktuer ama oktaya belli etmiyodur. Aslında eda oktayı bukadar sevdiği için böle yapıyodur. Ayten edanın toplanmasına yardım ediyodur yavaş yavaş eda düzeliyodur ama biraz aslında baya zor oluyodur.oktayla hoş vakit geçiriyodur ama içi kan ağlıyo yüzü gülüyodu. Böle olması gerekiyodu zaten bölede olacaktı eda yaptığı hataya hala devam ediyodu oktaydan bişeyler saklıyodu bu sırrı eninde sonunda herkes bilecekti ama eda ne yapıp edip bi şekilde karnındaki bebeği aldırmalıydı. Bir gün hastahaneye gider ve sedayla karşılaşır:
Seda: yenge ne işin var burda?
Eda: bi arkadaşım için geldim.
Seda:kimmiş bu arkadaş?
Eda: yha evliydide burda buluşacaktık.kadın doğumun önünde bekle dedide
Seda:eee o zaman beraber bkliyelim.
Eda. Yok yok gerek yok sen git yha arkadaşımı görme utanır.
Seda:neyine utanacakya oda yani
Eda:oda öle biri işte.
Seda:hım tamam nese gidiyim ben sonra görüşürüz by by
Eda: by by
Eda sedayı gönderdi amaoktaya sölemiceğini nerden biliyodu nede olsa oktayın kankası seda kesin söler o zaman ne olacak? Seda okula gider burağı görür ve;
Seda: oooooo kanka nabersin ya
Burak: ilik yha senden naber?
Seda ne olsun işte eda gördüm hastahanede
Burak: ne işi varmış
Seda: pek inanmadım ama arkadaşı hamileymişte onu bekliyomuş inandırıcı değil
Burak: yha acaba bu şerefsiz alinin yaptığı birşeymi?
Seda bilmiyorum valla şimdi oktaya sölesem öle sölemesem böle ne yapacam bilmiyorum
Burak:bence sölüyelim o halletsin( der ve oktayı görür)
Oktay: oooooo ikiniz bir aradasınız ben neyim be
Seda: öle söleme deli çocuk sen bitanesin
Burak: şuna yüzverme yha şımarıyo sonra
Oktay: senin kadar değil
Seda:yha siz değişmicekmisiniz hep aynısınız hala laf sokuyosunuz birbirinize .
Burak: nabalım biz çok seviyoz birbirimizi demi kanka
Oktay: evet öle kanka
Seda: ya bırakın onu bunu edayı gördüm
Oktay: nerde
Seda: doğum kadın uzmanı bölümünde
Oktay: evet biliyorum arkadaşıyla buluşacakmış
Seda:eminmisin baska bişi olmasın ali şerefsiziyle ilgili?
Oktay: olsa eda sölerdi
Seda: bilmiyorum valla (drken ayten gelir)
Oktay:ben bilmiyosan ayten biliyodur.
ayten: ben neyi biliyorum yaaa
oktay: edanın niye hasahanede olduğunu
ayten: arkadaşıyla buluşacakmış yaa
oktay:eminmisinin?
Ayten: bana bunu söledi
Oktay: ben eniyisi hastahaneye gidiyim bakıyım
Seda:en iyisi
Burak: sen daha burdamısın?
Oktay: inş öle bişi yoktur
Seda:koşsana sen
Oktay hastahaneye gider muayene odasının önünde edayı bekler. Aradan biraz zaman geçer eda dışarıya çıkar bitkin yorgun bi haldedir oktay edaya sorar ne oluyo diye ama eda bişi sölemez sadece ağlar. Oktay içeriye girer doktora sorar ve:
Doktor: sizin haberiniz yokmu?
Oktay: neyden?
Doktor: karınız 2 aylık hamile ve çocuğu aldırdı.
Oktay (haberi varmış gibi): haberim var bende başka bişi sandım nese size iyi günler
Deyip çıkar aslında çok şaşırmış ve şoktaydı çünkü bunun olacağını sabmıyodu ne kadar belli etmesede oktay yıkılmıştı belki edaya karşı hiç bişi yoktur artık içinde ama bunu zamangösterir
Oktay:edaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa sen bana niye sölemedin bunu
Eda: nası söleyecektim haa
Oktay: nese sen dinlen sakinleşelim bende şoktan çıkıyım
Oktay şokta değildi zaten sadece birşeyler düşünüyordu. Ama ne düşünüyordu bizde bu sorunun cevabını arıyoruz bulamıyoruz. Ama en sonunda bulacağız. Eda olan herşeyi düşünüyo nerde yanlış yaptığını bulmaya çalışıyo.belki bulacak aslında buldu barda şarkı sölemesi keşke o güne geri dönebilse oktay benden nefret ediyo diye düşünüyo neyin ne olduğunu bilmiyo artık piskolojisi karışmıştı oktaydan birkez daha ayrılmak istedi.
Eda: oktay herşey bitti buraya kadarmış
Oktay:iyi sen bilirsin
Eda:yolun açık olsun a.e.o kib seni çok seviyorum ama unutma
Oktay:bırak bu sevdim ayaklarını
Eda: sana ne ayak yapacam seni sevdim bunu bil
Oktay ve eda ayrılırlar eda oktayı çok seviyor aklından çıkaramıyordur yaptığından pişmandır ama belli etmiyodur sonunda intar etmeye karar veriyor bu defa oktayda yok kesin ölürüm diye düşünüyo.evde tek başına otururken dolaba bakar ve hapları görür 25 tane hap içer ama bünyesi sağlam olduğundan sadece eli ayağı uyuşmuş bir etki etmemişti o haldeyken oktaya bir mesaj atar:
Eda: oktay seni seviyorum ne olur dön diye(karşılık verir oktay)
Oktay: niye ayrıldın…
Eda: olanları biliyosun.
Oktay: tamam ama her istediğim olacak
Eda:tamam söz
Oktay: bitanem sensiz zaman çok zor geçti
Eda: bide bana sor aşkım der ve barışırlar
Aslında eda yanlış yapmıştır barışmamalıdır ama dayanamaz barışır.siz bundan sonra olacakları görün öle şeyler olacakki tahmin bile edemezsiniz (oktay ve eda msjlaşırlar)
Oktay:aşkım senden bişi isticem
Eda:söle bitanem
Oktay:hani bi evleneceğiz ya evlenmeden önce bişey isticem senden
Eda: hayır olmas asla
Oktay:yha neden ama sen bni sevmiyosun
Eda:seviyorum ama benden bunu isteme
Oktay: kaybol yha artık seni sevmiyorum güle güle yolun açık olsun hade by
Eda: rahatsız ettim seni k.bakma bu kadar zaman sana rahatsızlık vermişim hadi güle güle
Eda oktayı seviyo ama oktay onu sevmiyo kullanıyo kullansın edaya az bile bu ama anlamıyo işte anlasa böle olmas ama anlamıyo işte.bundan sonra hayat eda için çekilmez olmuştur yaşayamaz hayatta ne yapacağını bilemez ne yapsam der düşünür
Yapacak bişi yoktur hayata onsuz devam etmeli. Ayten ve burak evlenirler.kısa süre sonra çocukları olur eda oktayı hatırlar bu arada oktay ve burak hala görüşüyolardır. Oktay evenmiş ama mutlu değil eda ise oktayı hala deliler gibi sever evlenmez. Bir gün eda burak ve aytene oturmaya gider eski günlerden konu açılır.
Eda:yha niye eski günlerden açtınız konuyu
Burak: eda eski günlerden konuşunca ne oldu bişeymi oldu yoksa ha
Eda:tabikide oldu
Ayten: burak sen çık biras bak bakalım ben nerdeyim
Burak: öfff yha nerde napacam bilmiyom be alla allah
Ayten: yha bak uğraşma fazla yha hadi bakalım çık sen biz konuşucaz
Burak çıkar ve oktayın yanına gider bu arada oktay evlenmiş ve 2 tane çocuğu vardır ama edayı unutamaz asla eda ise onu ama edanın tek farkı evlenmiyecek olması. Burak oktaya anlatır herşeyi oktay pişman olur herşey için
Ama ne yapsın evlenmiş ve 2 çocuğu vardır. Boşanamazda artık.
Eda: ya ayten yeter artık ben oktayı çok seviyorum ve şu burağın yaptığına bak
Ayten boş ver onu sen o ne yaptını bilmiyo bilsetydi benimle evlenmezdi
Eda: acaba oktay ne yapıyor.
Ayten: eda bişi diyeceğim ama sakın üzülme
Eda: taam söle yoksa…
Ayten: o aklındaki değil oktay evlenmiş çocuk sahibi olmuş iki tane hemde.
Eda: inanmıyorum ya nasıl olabilir bu
Ayten: boşver ya demekki o seni takmıyo sende onu takma
Eda: ya nası takmayım ben onu deliler gibi severken beni görmemesi nese uzatmayalım… ona onu çok sevdiğimi söyle
Ayten:sanki ölüme gidiyomuş gibi konuşuyosun.
Eda:hadi ben gidiyorum
Ayten:güle güle
Eda eve gider düşünür düşünür bir çıkış yolu bulamaz. En sonunda bir mektup bırakır ve mezarın yolunu tutar. Aradan bir hafta geçer edadan ses çıkmaz ayten eda yı merak eder. Evine gider evine gittiğinde ise eda evde yok ve bir mektup mektupta şöyle yazar:
Elvda …
bilyorum bana çok kızacaksınız ama ne yapıyım yeter artık dayanamıyorum hakkınızı helal edin oktaya söyleyinki onu gerçekten çok sevdim benim herşeyimdi dayanamadım onsuzluğa eridim günden güne bittim onsuz geçen hergün eridim onu çok sevmiştim hoçakalın sizi çok sevdim güzel günlerimiz oldu bizim herzamanki mezarlıkta cesedim hadi güle güle…”
edanın ölümünü oktay duyar çıldırır dayanamaz ardından oda gider oktayın karısı ise mezarlığa gider edanın mezarının başına gittiğinde birde ne görsün oktay öylece orda yatıyor ayten ve burak o gün edayı ziyarete gitmişti eda öleli dile kolay 2 yıl olmuştu oktay sadece 2 yıl dayana bildi daha fazla dayanamadı edanın ardından oktayda gitti. Oktayın karısı songül elinde bir silahla oraya gitiğinde karşısında ayteni görünce dayanamaz başlar bağırmaya
songül:yeter artık yeter ne bu oktaydan çektiğim
ayten:sen hiç bir şey çekmedin sen edanın yaşadıklarını bilsen işte gerçek aşk bu
songül elindeki silahı aytene doğrultur ve “al sana gerçek aşk” diyerek ayteni vurur. Burak dayanamaz alır silahı songülü öldürür. Ayten öldü ben yaşasam ne olur der ve kendini öldürür…

BÜYÜK Bİ AŞK BURDA SONA ERER ŞUNU UNUTMAYINKİ SEVENLER ASLA ÖLMEZ…

Mustafa Acungil dedi ki...

Ankaragücü Merve arkadaşım, aslında Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi adlı son romanı ile seninki arasında bir bakış açısıyla hiç fark yok. Ama başka bir açıdan da çok var.

Salt olay örgüsü olarak bakacak olursan, senin yazdıklarınla Pamuk'un yazdıkları yaklaşıyor. Ortaya çıkan ürünün üslup farkı, bıraktıdığı taddaki fark açısından, Masumiyet Müzesi'ni okumanı tavsiye ederim.

Okumak iyidir, besler bizi.

Adsız dedi ki...

kitap okumuyorum derkenhiç okumuyorum değil. dünya kılasiklerini seviyorum.ayrıca dünya görüşü ve değişen dünya sadece kitap okumakla olmuyor insanın yaşarken hayatı nasıl algıladığına bağlı.eleştirilmeyi severim .buiyi yada kötü.insan dünyada nelerin olduğunu nelerin yaşandığını takip edip ilgileniyorsa kişisel düşünceleri dahada kapsamlı olduğunu düşünüyorum yaşam felsefesi herkes için farklıdır kişiler tektir ama düşünceleri aynı yönde kişiler vardır.şunu söylemeden geçemiyeceğim toplumu bizler değiştiriyoruz.insan kalitesini neye göre algılarsınız.çok şey söyleyeceğinizi sanmıyorum. düşündüğünüzümü söylersiniz söylemeniz gerektiğinimihoşçakalın

Mustafa Acungil dedi ki...

Önemli bir konu da dilbilgisi kurallarına uygun yazmak.

Yazım kurallarının bir kısmı günümüz bilgisayar dünyasında gereksiz bir kısmı da yetersiz olabiliyor. Mesela bazı kelimelerin birleşik ya da ayrı yazılması (birtakım hiçbir gibi kelimeler) bence çok fazla önemli değil. Öte yandan :) işaretinin noktalama işaretleri arasına alınmasını isterim.

Yine de bu tür durumlar istisna. Genel olarak yazım kurallarını uygun davranmamız, kendi ifadelerimizi anlamamış ve başkalarının da bizi anlaması için önemlidir. Konuşma ayrı yazı ayrı... Yazı da yüz ifadeleri, mimikler, el hareketleri yoktur. Anlaşılmayı sağlamak için dilbilgisi ve noktalama kurallarına dikkat etmek gerekir.

Özellikle yazar olmayı düşünen bir kişi, buna kesinlikle önem vermelidir. Hata yapmak önemli değil, önemli olan hata yapmamaya ya da yapılan hataları azaltmaya çalışmak.

Adsız dedi ki...

selamün aleyküm sizi başarılı gördüm tebrik ediyorum başarınızın daim olması dileklerimle ..
www.neyyire.blogcu.com nacizane blogum yorumunuzla renklendirmek isterseniz :)

Adsız dedi ki...

Yeni katılan adsız başka birisi.Niye kendini bu kadar basit ifade ediyor. Benim amacım sadece görüş almak.Eğer iyi cevap alırsam yazarım sadece .Bir kişinin belli bir görüşü olmalı.Oblokun belli bir görüşü olduğunu düşünmüyorum. HER GÖRÜŞE SAYGIM VAR.insan değerleri için yaşar. Ama laf olsun diye yazmaz yani bu benim görüşüm.muhafazakar düşünceyle, magazinsel düşünceyi karıştırmışlar.HOŞÇAKALIN.

Adsız dedi ki...

ben yıllardır yazar olmak istiyorum
genelde kafamda birçok düşünce oluyor.okumayı seven bir insanım.elimden geldiği kadar kitap okumaya çalışıyorum.bir yıldır günlük tutuyorum.kendimce kendi hayatımda yazılması gereken birçok şey var.bir türlü nereden başlayacağımı bilmiyorum.yazarlara büyük bir hayranlık ve saygı duyuyorum.sizce ne yapmalıyım?

Mustafa Acungil dedi ki...

En önemli konu eyleme geçmek...
Okuyun
Yazın
Yazmak hakkında okuyun
ve Yayınlayın!

Blogger ve blogspot ve benzer hizmetler yazma şevki duyan pek çok insan için çok önemli bir fırsat.

Bu sayede yazdıklarınızı insanlarla paylaşmak için seçim süreçlerinden, yayınevi arayışlarından geçmenize de gerek yok. Doğrudan insanların huzuruna çıkabilirsiniz. Web üzerinden yayıncılığın da kendine göre büyük zorlukları var tabii ki. Ama ana kaygınız yazmak ve paylaşmaksa bir başlangıç noktası olarak düşünülebilir.

zihneziyan dedi ki...

bu gün hayal üstüne hayal kurdugum ve olacak der gibi bi umut işte bi umut dedirten sırt sıvazlama ve onaylama bekledigim bi gündür öyle çok yazıyoruki sahii ben de bi gün yazar olupta şöyle köhne bi dolapta hafif eskimis kitabımı görürmüyüm....aahhh hayallerr

zihneziyan dedi ki...

Bana bi cevap yazsanız o kadar mutlu olacam ki ve bu benim hayatımda bi ilk olacak..yazar olmanın hayaliyle harmanlanan yazışmanın verdigi heyecanla bi ilk... sayın Mustafa ACUNGİL hitabım size ve burada ilgilenenleridir..

Mustafa Acungil dedi ki...

Zihne ziyan arkadaşım... İlk önerim şu olur: Yazım kurallarına dikkat ederek yazın. Zihin akışı şeklindeki yazılar çoğu durumda sizin dışınızdaki insanlar tarafından, hatta zaman geçtikten sonra kendiniz tarafından da anlaşılmaz.

Zihin akışıyla yazan meşhur yazarlar var. Ama onlar da önce kurallarına göre yazdıktan sonra zihin akışıyla yazmaya başladılar.

zihneziyan dedi ki...

yani şunu mu diyorsunuz,oloabilirsin ancak imla kurallarına dikkat edersen.zihin akışıyla yazdıgımı söylemişsiniz aynı zamanda ama ne demek istediginizi anlamadım yalnız.hıı bu arada şunu da söyliyeyim ben deneme tarzında yazı yazmak istiyorum düşünsenize bi kitabım olmuş öyle, muhteşem bi şey bu hayal kurmak da öyle bi şey:))

Mustafa Acungil dedi ki...

Bak mesela, senin yazdıklarını şöyle yazardım:

Yani şunu mu demek istiyorsunuz: Yazar olabilirsin, ancak dikkat etmen gereken konular var, mesela imla kuralları.

Bir de zihin akışıyla yazdığımı söylemişsiniz. Ama bununla ne demek istediğinizi anlamadım.

Bu arada ben deneme tarzında yazmak istiyorum. Düşünsenize bir deneme kitabım yayınlanmış! Ne kadar muhteşem! Hayalini kurmak bile muhteşem!

----

Biraz açacak olursam. İmla kuralları kesinlikle önemli. Özellikle zihninde bir akış şeklinde ilerleyen düşünceleri (zihin akışı diye buna diyorum) cümleler ve paragraflar olarak bölmelisin ki, insanlar daha kolay anlasın. Bir de ne demek istediğini karşındaki kişinin nasıl anlayabileceğini düşünerek yazmalısın. Mesela senin için çok net olan bazı anlamları karşı taraf farklı algılayabilir. Senin yazdığını benim şöyle yazardım diye yorumladığım kısma bak mesela. Hayal kurmak da öyle bir şey yazdığın cümlede ne kast ettiğini tam anlamadım. Ona karşılık kendi tahminimle daha net bir anlamda cümle kurguladım.

Umarım faydası olmuştur bu yorumlarımın.

zihneziyan dedi ki...

elbette.ayrıca çok mutlu oldum ama biraz endişelenmeye başladım size yazarken.bilmiyorum ya bu konuda kafam cok karısık aslında.nasıl düzeltebilirim bilmiyorum.yardıma ihtiyacım var.sanırım üstü kapalı başarılı olamayacagımı söylüyorsunuz.ya aslında bütün mesele yazarken kafamdan gecen milyonlarca düşünceyi kagıda bir anda dökme istegi...birbirinden farklı olan düsencelere ait kelimelerin içiçe geçmesi de bu sonucu doguruyor olabilir

ikitepe dedi ki...

Yazılan yazıları dikaktle okuduğumda sevgili Mustafa Acungil'in özellikle vurguladığı üç şey:

Okumak hem de çok okumuk.

Birşeyler yazmaya başlamak ve devamlılık sağlamak.

En sonuncusu da imla kurallarına çok dikakt etmek.

Eğer kişi inanır ve de emek harcarsa başarılmayacak şey yoktur.

Ben de okumaktan başlamalıyım...

Mustafa Acungil dedi ki...

Aslında dikkat edilmesi gereken sadece imla kuralları değil. Yazdıklarınızın okunmak için yazıldığını unutmayın. Okuyacak olan kişi siz değilsiniz, başkaları. Ne yazdıklarınızı anlamaları gerekir, onlara ulaşabilmeniz gerekir. İmla kuralları, anlaşılır yazmak, açık olmak... Bunlar bir bütün.

Üslup gibi konular da sonradan devreye girecek. Ama öncelikle ne istemek istediğinizi anlatabilir olmalısınız.

dan_brownnn dedi ki...

Hocam ben müthiş bi konu yakaladım. Roman'ın nerdeyse yarısı bitti. Öyle bi yere geldim ki, gidemiyorum. Tam 2 haftadır deli gibi düşünüyorum. Sonunu görebiliyorum fakat burayı geçmem lazım. Lütfen biraz yardım. Çok kitap okudum hocam ama bu yazdığım başka olucak biliyorum. Bu arada uykusuzluğun 40'ncı saati. Arkadaşlar sizlerden de işe yarıcak fikirler bekliyorum. Teşekkür ederim.

Mustafa Acungil dedi ki...

Seni dinleyip olumsuz eleştiriyle şevkini kırmayacak bir arkadaşını bul. Olayın genel akışını anlat ona. Yaşadığın sorundan bahset. Sadece ona anlatmakla bile kafanda yeni açılımlar oluşacaktır. Buna bir adım geri çekilme tekniği denir.
Webde yayınladığım "Gündelik Başarı İçin Uygulanabilir Taktikler" adlı bir kitabım var. Oradaki on taktikten biri 'üzerine uyumak' ve bu konudan bahsediyor: http://gundelikbasari.blogspot.com/2007/08/8-zerine-uyu_13.html
Verdiğim bu adreste başlayan ilgili bölümü okumanı tavsiye ederim...

gamze demir dedi ki...

ben kitap okumayı çok seviyorum kendime ait öykülerim ve şiirlerim var 12 yaşındayım arkadaşlarım ve öğretmenlerim öykülerimin ve şiirlerimin çok güzel olduklarını söylüyorlar kuzenim edebiyat öğretmeni ben 10 yaşındaykende öyküler yazardım kuzenim bir gün benim öykülerimi bir dergide yayınlamak istedi ama olmadı sitenizi çok beğendim bir kaç gün sonra sizlere yazdığım öykülerden ve şiirlerden bir kaç örnek göndermek istiyorum

Mustafa Acungil dedi ki...

Gamze merhaba.

Kendini çok güzel ifade etmişsin. Ama iki noktaya dikkat etsen, çok daha iyi olacak. Birincisi noktalama işaretleri. İkincisi ise paragraflar.

Aslında cümlelerin gayet güzel ve istediğini tam olarak ifade ediyor. O kadar net ve iyiler ki, paragraflar ve noktalama işaretleri olmadığı halde anlaşılıyorlar. Ama biraz daha karışık bir şey anlatıyor olsan -paragraflar ve noktalama işaretleri olmadığı için- yazdığından hiçbir şey anlayamayabilirdik.

Adsız dedi ki...

yazar sonradan olunmaz eğitimle alınmaz satılmaz her insan yazardır çizerdir gezerdir her insan bilir öğrenir konuşur algılar öğretir bunu onu kendi hayatının yazarı yapar ama tabi egosantrik olanlar yayımlar anladıklarını anlatmak için yazar kendini kazar doğasından gelenler vardır birde :)

Faruk Zer dedi ki...

Bende kitap okumayı çok seviyorum,özelliklede polisiye romanlarını... Büyüdüğümde polisiye roman yazarı olmak istiyorum.Yaşım 12 :)

Mustafa Acungil dedi ki...

Neden büyüdüğünde Faruk? Şimdiden yazmaya başlasana. Böylece ifade gücün, kurgu kabiliyetin şimdiden gelişmeye başlar.

asilruh dedi ki...

Bende yazar olmak istiyorum. Kendimce küçük hikayeler yazıyorum. Bir tanesini yayımlayım dedim ve sizde isterseniz değerlendirirsiniz. Ve birde bir yazarın donanımı şart ve esastır. Buna en iyi yoldan ulaşmak kitap okuyarak mı olur yoksa ehil kişilerin yanında bulunmak mı? Ve işte hikaye...Miyav… içten olduğu kadar tırmalayıcı bir etki yaratan bu ses yazlığımın 2 sokak altında ki sonsuz kaldırımların herhangi birinden geliyordu. Kafamı çevirip dikkatlice baktığımda kedinin ekseni etrafında dönüp durarak kuyruğunu yakalamaya çalıştığını gördüm. Fakat bir süre sonra olduğu yere düşen kedi bana sanki yolculuğuna devam et mesajı veriyordu. Kafamı geride tutarak ileri attığım 3 adımda nazarlarımı bu sevimli yaratıktan alıkoyamamıştım.

Evet işte şehir yolculuğum devam ediyordu… Sabah saatlerinde ki satıcıların alışık olduğum sesleri şimdiden duymaz olmuştum. Erken kalktığım için satıcıların seslerini evdeyken duyardım hatta bazılarınınki beni açıklanamaz bir havaya sokar padişaha gelen cariyeleri seçer gibi boyluca süzer camdan içeri sızan eylül rüzgarlarıyla karıştırıp salıverirdim…
Bugün o sesleri yakından duydum ama hiçbiri nedense bana o evdeki hissi yaşatmadı ve zamanla silindi. Belki şehri geziyordum ama içimdeki geminin alabora olmadığından emin olmadığım için yolculuk boyunca dalıp gitme tedirginliği içimde olacak ve buda bir nevi ideal katıksız yolcu profilime darbe vuracak…

Amacım sokakları gezerek göreceğim insanların belki tek düze belki sıradan hayatlarını ama sıradanlaştırmadan yaptıklarını gözlemek ve onlarla cam kaseden içtiğin çorbaya has yeni küçük baharat çeşitleri almak. Sokak insanının yaptığı en iyi şey elit kesimce sıradan olan şeyleri kendilerince iştiyak boyutuna ulaştıran sürecin geçişini beklemek ve artık sıradan olmayanlardan küçük mutluluklar çıkarmak.

Az ileride gözüme güneşin henüz seyrek ışıklarını şapkasıyla karşılayıp hareket etmeden oturan bir çocuk ilişiyor. Hüzünlü, durağan ama ekseri vurdumduymaz bir yapısı var. Az ileride at arabasının devrilmiş olduğunu görmesine rağmen yerinden kımıldamıyor. Bense buna şaşarak çocuğa hayret-merak karışımıyla yaklaşıyorum. Ayak seslerime cevap vermeyip bende farklı tanımlamasını yaptıran çocuğa daha da yaklaştıkça garip görünümlerle karşılaşmaya başlıyorum. Bu denli sarkık etler kuru çene yapısı bir çocuğa ait olamaz diyorum. Oysa her zaman bir yaşlının çocuk olduğundan bahsederim. Evet karşımda ki sadece çevre gözlemlerimin sokağa çıkmadığım süreçte nasıl tutarsızlaştığının göstergesi…

İhtiyar adamın önünden küçük bir şokla geçip devrilen at arabasının yanına geldim. Hararetli ama soğuk bir tartışma; bir beyzade şoförüne vurgulu cümlelerle kızıyor. Öbür tarafta ise orta yaşlı bir hanım yavaştan konuya dalarak beyzade ye sesleniyor; ki bunu öyle yapıyor ki tanımayan birisi şoförü bu her an tetikte duran kadınla eş sanır. etrafı saran çocuklarsa kendilerinden biri olan şoförü kollayan maydanoz hanımı alkışlıyor. Beyzade ise arabanın içindeyken bile buradan geçerken burnunu kapatmasına neden olan kokuyu azgın boğalar gibi içine çekiyordu…

Mustafa Acungil dedi ki...

Merhaba.

Öncelikle maddi hatalarla ilgili bir iki not:

Bir yerde de'nin bitişik/ayrı yazımıyla ilgili hata, birkaç yerde de ki'nin bitişik/ayrı yazımıyla ilgili hatalar var. Bunları doğru kullanmamız önemli.

Yine maddi hata olarak kabul edilebilecek bir şey: Cümleler uzun ve bazıları ağır. Hatta bir iki cümlede anlamı takip etmek tamamen imkansız hale gelmiş.

Ama genel olarak cümlelerinizde bir ışık var. Yapıp yapmadığınızı bilmediğim bir şeyi önereceğim: Aynı hikayenin üzerinden tekrar geçin. Hikayeyi tekrar yazın. Ya da cümlelerinizin üzerinden geçip onları daha iyileştirin. Bunu hemen yapmayın, hikaye biraz soğuduktan, az önce beyninizde kurulmuş cümleler olmaktan çıktıktan sonra yapın. Böylece bir dinleyicinin kulağıyla dinleyip rahatsız eden cümleleri yakalayabilirsiniz.

Bu kısma kadar cümleler ve üslup ile ilgili idi. Hikaye tarafına gelecek olursak: Bu hikayede biraz kurgu biraz da sürpriz eksiği var. Her hikaye biraz sürpriz ister. Siz de bunu fark etmişsiniz zaten: Bir çocuk zannettiğiniz kişinin yaşlı arabacı çıkması bu hikayenin temel sürprizi. Ama niye? Bunun altında ne var? Biraz daha eşelemeli sanki bu sürprizi.

Unutmayın, hikayenizi okumak için insanların kısıtlı zamanlarının bir kısmını ayıracaklar? Niye ayırsınlar? Onlarda bir tat, bir lezzet, bir sürpriz havası, zamanlarına değecek bir duygu oluşturmalısınız.

Yazmaya devam edin. Ve okuyun. Beraber yazabileceğiniz, yazdıklarını beraber yılgınlığa sebep olucu ifadeler kullanmadan değerlendirebileceğiniz arkadaşlar bulabilirseniz, birlikte çalışın. Gelişmek her zaman mümkündür ve keyifli bir uğraştır.

asilruh dedi ki...

Öncelikle çok sağolun; Tenkit ve önerileriniz için. İmla ve yazım kuralları hataları benden kaynaklanmıyor. Tabi ki bir edebiyatsever olarak en dikkat çekilmesi gereken konulardır bunlar.Ve birde şunu belirtmek isterim; hikayede kurgu amaçlı bir durum olmadığını sezinlemek zor değildir çünkü ayrı bir formatta yazmayı denedim bu hikayemde, ve bu yolla nevi şahsıma münhasır bir üslup oluşturmayı düşünüyorum.
Hikayeden sonra arı bir kafayla onu toparlamak veya düzenlemek kısmında biraz sıkıntılıyım; yazıp bıraktığım bir hikayeye sonrasında asla bakmam. Bu hikaye biraz farklı bir yapıda ve 5 bölümden oluşuyor. Birinci kısmı bu. Ama yinede bu haliyle bile sizin eleştiri doğrultunuzu karşılamıyor.
Çok teşekkürler yorumunuz için.

Sinem Pekdemir dedi ki...

Yorumlarınızı okudum belki diceklerim saçma gelebilir diye asla başlamak istemiyorum çünkü yazmanında okumanında asla yaşı olmicanı siz büyüklerim aksini iddaa etseniz bile ben küçük yüreğimde taşındıklarımı kağıtlara sayfa sayfa boşaltmaktan ve sonra o yazılarla bütünleşip okuduğum kitaplardaki karakterleri yaşayıp çok mutlu oluyorum.Henüz 15 yaşındayım önümde çok uzun yıllar var.Yazmayla 8. sınıfın henüz başında tanıştım.İlk defa kendime güvendim ve 02.04.2009 tarihinde okulumuzda yapılan 23 nisan adlı kompozisyon yarışmasına katıldım okulda 1. olan kompozisyon beylikdüzü ilçesine gönderilicekti.Bunu asla arkasındaki ödül için yapmadım sadece denemek istiyodum.Arkadaşlarımın tepkisini bile bile gönderdim yazımı.Ve büyük heyecanla beklediğim sonuç geldi aynı gün içinde.Yazım okulda 1.oldu ve ilçeye gönderildi.Sonucun ne zaman açıklanacağı belli değildi.Ama hemen hemen her gün türkçe öğretmenimize "hocam sonuçlar belli oldu mu ?" diye diye kadıncağızıda bıktırmıştım.En sonunda beklenen yanıt ordanda gelmişti.Beylikdüzü ilçesi'nde de 1. olmuştum.Havalara uçuyodum.O an ki duyguyu,büyük zaferi,içimde büyüttüğüm o azmin başarısını nasıl coşkuyla yaşadım anlatamam.Lafı daha fazla uzatmiyim 23 nisan sabahı geldi ve ben o gururla gidip ödül töreninde sade ve sadece orda "23 Nisan konulu kompozisyon 1. miz Sinem Pekdemir" sadece bu cümleyi duyabilmek için oraya gittim.Ve lafın kısası ogün bugündür yazıyorum.Gece yazıyorum gündüz yazıyorum yemek yerken bile aklıma bir konu geliyor ve masadan kalkıp defterime not alıyorum ve en fazla 10 15 dkka dayanabiliyorum o konuyla bütünleşmemeye.Yazmanın boyutuda yok benim.Hiç bir zaman olucanıda sanmıyorum.İnşallah sizi yazımla sıkmamışımdır.Ve ilerde mesleğimi elime aldıktan sonra ilk işim bir kitap yazmak.Umarım bir gün sizin aldığınız , ödüller yazdığınız kitaplar veya yaşadıklarınızı , yazmayla yazmamanın öbür yüzünü ve iyi bir yazarın , iyi bir okuyucunun nasıl olduğunu anlattığınız o koltuktan ve o pencereden bir yazar gözüyle bakmak nasip olur.Umarım sizi sıkmamışımdır salıcakla kalın...

Mustafa Acungil dedi ki...

Çok güzel Sinan. Hiç kırmadan şevkini, yazmaya devam.
Ama bir de arada bir paragraf yapsan iyi olur, onu da söyleyeyim.

prometheus dedi ki...

aslın çok yol katetmişin zaten yazmanın ana fikri okumak birde yazın da en iyi öğretmen kitaplardır. o yüzden sen yolu yarılamışın, içinde duyduğun heyacan sana yol vermiş.yapacağın şey yazmayı ve okumayı bırakmamak bir kişinin kibirli davranışlarıyla karşılaşa bilirsin seni sakın yıkması seni yıkıma uğratanlara inat daha çok öğrenmek başarmak seni kutluyorum.

Sinem PEKDEMİR dedi ki...

Teşekkür ederim.Paragrafta yazıyorum zaten.Bu arada ismim Sinan değil Sinem :)

Mustafa Acungil dedi ki...

Çok özür dilerim Sinem. Sağır duymaz uydurur misali olmuş benimki de, ilk üç harfi görünce kafamda Sinan diye bitivermiş kelime.

İnternette bazen arayüzler yazılanı değiştirerek gösterebiliyor. O yüzden kaybolmuş olabilir paragrafların. Bir de yine belki böyle bir arayüz sorunundan kaynaklanmış olabilir ama noktadan sonra diğer cümleye başlarken bir boşluk bırakman faydalı olabilir.

Bu tür konular biraz 'tırı-vırı' gibi gelebilir, ama özellikle bilgisayar ekranında okurken bu tür özellikle okunabilirlik üzerinde çok etki yapıyor.

Bizimle paylaşmayı düşüneceğin küçük bir yazı hoş olur aslında. Böyle bir gönderi bekleyebilir miyiz senden?

Sinem PEKDEMİR dedi ki...

Tabi ki bunu seve seve yaparım emin olun.

Sinem PEKDEMİR dedi ki...

Şimdi yazılarımı topladım bir araya kısa bir süre oldu yazmaya başlayalı ama baya yazım varmış. Bir tane yollasam içim rahat etmicek bu yüzden size iki tane yazımı göndericem umarım beğenirsiniz.



Maddiyat Ve Maneviyat

İnsanoğlunun çeşitli ihtiyaçları var olduğu gibi maddi ve manevi ihtiyaçlarıda var olmaktadır. Türkiye’de de maddi sıkıntılara girmiş,borç harç içinde kalmış çok insanlar gördük.Televizyon haberlerinde,radyolarda mutlak ki her zaman böyle haberler görürüz. Canına kıyanlar,ailesi dağılanlar. Mutlaka duymuşuzdur. Öyle değil mi ?Avucumu açıyorum. Bir elime maddi değeri yüklüyorum diğerine manevi değeri. Maddiyat avucumda beliriyor. Onu hissedebiliyorum. O daha ağır geliyor. Belki de bir yük gibi. Manevi değeri avucumda hissetmiyorum. Omuzlarıma konmuş bir serçe gibi bana yardım ediyor. Belki uçmayı öğretiyor. Maneviyat hafif sizce maddi değer daha mı önemli ? Onun ağırlığı daha çok olduğu için o daha mı mutluluk veriyor ? Maddi değerle her şeyi elde edebiliriz. Bir oyuncakçıyı satın alabiliriz. Bir restaurantta dilediğimizce yemek yiyebiliriz. Yemeği yanlış getiren garsona bağırınca 5 dakika sonra pişman oluruz. Garsonun kalbini satın alabilir miyiz ? Hayır alamayız. Maneviyat bir yük değildir. Kuş gibi hafif olmasının nedeni kalbin huzurudur,yüreğin saflığıdır. Keloğlanı hatırlıyor musunuz ? Mutlaka hatırlıyorsunuzdur.Padişahın malı mülkü kızını iyileştirebildi mi ? Keloğlanın sevgisi,kalbinin temizliği Can kızı iyileştirebilmişti.Muhakkakki alınamayacak tek şey maneviyattır.Padişah maddiyatını ortaya döktüyse de hiçbir işe yaramamıştı keloğlan tüm yüreğini,manevi değerlerini ortaya koydu. Şimdi siz düşünün maddiyatın ağırlıyla maneviyatın hafifliğini hangi tartıda hangi safta nasıl tartarsınız ?

Sinem PEKDEMİR dedi ki...

ÖZÜRLÜ BAĞIMSIZ RUH HALİ

Evet biliyorum yani farkındayım aslında !
Bağımsız bir ruh hali benimkisi.Adeta özürlü ama yeteri kadar bağımsız.Hayatın çerçevesinde bakınan bir körüm belki de.Mutluluğun tussuz halini tadarım belki.Daha çok geceye karşın tüttürürüm umutsuzluğu.yakmam ışıkları gecenin büyüsü bozulmasın diye…
Oflar bitmez bende amalarım vardır bir köşemde,keşkelerim peşimi bırakmaz.Perçemlerimin önüme gelmesi gibi geçmişim önüme gelir çoğu zaman.Bazenleri de jöleyle şekillendiririz ya hani o kötü görüntüsünden kurtulsun diye.Askıya astığımız andır hayatı ve gerçeklerle yüzleşemediğimiz andır.Hemen hemen her gece ararız gözyaşlarıyla saklı bir kutu.Dayanacak dayanılmalı yaslanılmalı bir dost…
Güvence güven ararız ya evin bir köşesinde.Yastığımızın altına bıraktığımız gözyaşlarımızı kurulayan mendil gibi…Bir mendil bile bize bazen dur der ! Çünkü;onunda sonu gelir.Durdurmamız gereken gözyaşlarımızdır.Mendil bile daha değerli kılar kendini gözümde.Mendil bittiğinde odanın 4 duvarına sinmiş korkak,ürkek ve açık bırakılan muslukta dökülen gözyaşlarım gibi yüreğimi.Gecenin bir köründe mendilden başka kim silebilir ki?

Mustafa Acungil dedi ki...

Çok güzel Sinem. Derdini güzel ifade ediyorsun.

Yazmaya ilk başlanıldığında genelde deneme tercih edilir. Düşüncelerini en serbest bir şekilde ifade etmenin yolu deneme yazmaktır.

Ama gerçekten ilgi çekici ve beğeni toplayacak denemeler yazmak çok zordur. Çünkü insanlar sadece fikirleri okumaktan o kadar da hoşlanmaz.

Bu sebeple şimdiden olası başka alanları da düşünmeye ne dersin?

Biraz anlatım biçimleri üzerine kafa yormanı gerektirir, ama gelişmen için de kaçınılmaz.

Mesela şiir ya da hikaye düşünebilirsin.

Eğer duygu yoğunlukları, kullandığın metaforlar daha ilgini çekiyorsa, şiir düşünmen mümkün.

Eğer bir olay örgüsü ve karakterler yaratmak ilgini çekiyorsa hikayeye yönelebilirsin.

Deneme yazmayı da bırakma ama.

Sinem PEKDEMİR dedi ki...

Aslında ikiside ilgimi çekiyor. Ama bi hikayenin altına girmek sanki bana biraz zormuş gibi geliyor. Şiirde öyle aslında hani bir yerde bi hata mutlaka yaparmışım gibi geliyor bu yüzden kaçıyorum ama mutlaka denicem.

rahatsiz34 dedi ki...

Tamam Mustafa Abi.Şimdiden yazmaya başlayacağım,ama yazdıklarımın kötü olmasından korkuyorum.Ne yapmalıyım?Bana bir fikir verir misin Musatafa Abi?

Mustafa Acungil dedi ki...

Her insanın ilk kez yaptığı bir şey, kötü olur. Ya da en azından iyileştirme potansiyeli yüksektir.

Kötü olacağından korkarak bir işe hiç başlamamak uygun değil. Ama kötü kalmasına razı olmak da uygun değil.

Geliştirmenin birkaç önemli yöntemi var:
1. Düşündüğünüz alanda yazmaya başlamak. (Mesela hikaye...)
2. O türün örneklerini okumak, bol bol okumak, iyisiyle kötüsüyle okuyup iyiyle kötüyü ayırd eden unsurları yakalayabilmeye başlamak.
3. O türde üretmeye dair bulabileceğimiz olası kaynakları okuyup öğrendiğimiz teknikleri kendi çalışmalarımızda denemek.

Adsız dedi ki...

efendim ben kitap okurken ınanılmaz bir şekilde sıkılıyorum okuyorum ama yarı da bırakıyorum bir kaç kitap hariç tam bitirdihim kitap yoktur. okumayı sevdircek bir kaç tane önerini verirseniz çok mutlu olurum saygılar...

Seda dedi ki...

Merhaba ben 16 yaşındayım. Kitap okumayı ve yazmayı çok seviyorum. Daha önceden bir öykü yazmayı denemiştim ama sonradan beğenilmeyeceğini düşünüp vaz geçmiştim. Şimdi tekrar başladım. 15 sayfa yazdım ve devam ediyorum. Genelde öykülerimde fantastik kahramanlar ve efsanevi yaratıklar oluyor. Benim sorunum yazılarımda kullanacak kahraman bulmakta. Doğa üstü bir varlık düşünüyorum ama ona verecek bir isim bulamıyorum. Ayrıca yazılarımın beğenilmeyeceği korkusu var. Yardımcı olur musunuz?

Faruk Zer dedi ki...

hocam bazılarını görüyorum,,arada ufak hikayeler yazıyorum diyorlar,bnde yazmak istiyorum ama ne üzerine yazmam gerektiği veya nasıl birşey olması gerektiğini kestiremiyorum.Bir danışayım dedim.

Mustafa Acungil dedi ki...

Merhaba

Adsız'a cevap:

http://bilincsizyeterli.blogspot.com/ adresinde yeni yetenekler ve alışkanlıklar edinme üzerine odaklanmış bir kitabım yayında. Başlayıp biraz okumayı deneyin.

Bir alışkanlık edinmenin aşamalarını göreceksiniz orada. Kitap okumak üzerine bir alışkanlık edinmek için kitap önermek biraz ironik tabii. Ama en azından birkaç bölümünü okumayı deneyin derim.

Faydalı olabilir.

Mustafa Acungil dedi ki...

Seda'ya cevap:

Karakter kurguda en önemli unsurlardan biridir. Karakterlerinin özellikleri üzerine düşünmen gerekli ki, tutarlı bir kurgu ortaya çıksın.

Sadece isim değil genel özellikleriyle karakterlerini düşünmeni, onlarla ilgili yazdığın kurgu dışında ayrı birer sayfa çalışmalar yapmanı öneririm. İsmi, karakter özellikleri gibi konuları geliştirebilirsin böylelikle.

Doğa üstü yaratık için eski isimlerden bozma bir isim düşünebilirsin. Ya da arkaik dilleden isimler araştırılabilir internetten.

Beğenilmeme korkusu ilerlemene engel olmasın. İnsanlar beğenilmemekten korkarak kendilerini engelleseydiler, yürümek dahil hiçbir şeyi öğrenemezlerdi. Geri besleme isteyeceğin insanların geliştirici ve olumlayıcı yönelimli insanlar olmasına dikkat et. Bazı insanlar sadece eksikleri görüp sadece heves kırmaya yönelik konuşabilirler. Onlardan kaçın.

Mustafa Acungil dedi ki...

Faruk Zer'e cevap:

Herhangi bir başlangıç hiç başlamamaktan iyidir.

Seni etkileyen herhangi bir deneyiminden, izleniminden ya da hayalinden başlamayı dene.

Ya da kendine bir kelime seç. O kelime üzerine bir hikaye yaz. Mesela Türkiye Bilişim Derneği bu seneki bilim kurgu öykü yarışmasında kriz kavramı üzerine öyküleri davet etti. "Kriz üzerine öykü yazmak" düşüncesi bende çok hızla bir kurgu oluşmasına sebep olmuştu.

İlk denemelerinde kendine kelime sayısı kısıtı koyman faydalı olabilir. Mesela yine Türkiye Bilişim Derneği'nin yarışmasında iki bin kelime sınırı var. Böyle bir sınır, ucu bucağı bağlanamaz bir şeyle boğuşmanı engelleyebilir.

Adsız dedi ki...

efendim ortalama bir şiir kitabında kaç şiir olmalıdır

Mustafa Acungil dedi ki...

Yeri gelir tek bir şiir de bir kitap olur.

Sanki daha önemli olan, bir şiir kitabının kaç sayfa olacağı. 100 ila 250 sayfa iyi gibi geliyor kulağa.

Tabii daha da önemlisi niteliği içeriğin.

Faruk Zer dedi ki...

hocam ben günlük tutmaya kalkıştım,sarmadı kısa zamanda sıkıldım.Sonra dedim madem yazar olmak istiyorum birşeyler yazmalıyım.Bir defter tuttum.Okuduğum kitaplardan beğendiğim bölümleri oraya kaydettim.Ama onunda kısa zamanda üstümdeki ilgisi geçti.Yazmamaya başladım.Hocam gerçekten birşeyler yazmak istiyorum,bir defter tutup aklıma geleni,beğendiğimi,orayı burayı kaydetmek istiyorum.Ama dediğim gibi kısa zamanda sıkılıyorum.Ne yapsam hocam, bir fikir ? Ama gerçekten yazmak istiyorum...

Mustafa Acungil dedi ki...

Merhaba Faruk

Gerçekten istekliysen, seni de http://bilincsizyeterli.blogspot.com adresinde yayımda olan kitabıma yönlendireceğim.

Yazmak da bir yetenektir ve öğrenilebilir. Yazmak yanısıra, "kararlılıkla çaba sarf etmek" üzerine de belki kendini geliştirme isteğin olabilir. Bahsettiğim kitap sana bu konuda da yardımcı olabilir.

Çoğu insan yönteme takılır. Ama yöntem sonra gelir. Önemli olan farkındalık ve güçlü istektir. Yeterince isteyen kendine uygun yöntemi bulur. İsteğini yeterince net ortaya koyamamış kişiyse, her yöntemden çabucak sıkılabilir.

Bilinçsiz yeterli kitabını oku. En fazla birkaç günde bitirebileceğin bir kitap. Oradaki yaklaşımı, yazmak konusuna da rahatlıkla uyarlayabilirsin.

Adsız dedi ki...

hani roman yazmak için bir cümleden bile romanyazılır derler yaşadığın bir şeyi yazaman mı daha çok ilgi uyandırır yok sa senin kurguladınmı? bir çok yazar kendi kurguladaığı kitabı daha çok tutuluyor

Faruk Zer dedi ki...

Hocam kitabın adı ''Bilinçsiz Yeterli'' mi ?

Mustafa Acungil dedi ki...

Kitap henüz sadece internette yayında. Yani bir yayınevinden yayınlatmadım. O yüzden adı henüz kesin değil. Ama kod adı olarak 'Bilinçsiz Yeterli'yi kullanıyorum.

http://bilincsizyeterli.blogspot.com adresinde kitabı internet sayfaları halinde okuyabilirsiniz.

Adsız dedi ki...

efendim ben şiirlerimi bi kitapda toplamak istiyorum yayın evine nasıl göndercem bir bilgi verirmisiniz

Mustafa Acungil dedi ki...

Şiir kitabı yayınlatmak bir hayli zor bir iş.

Eğer şiirlerinize güveniyorsanız, öncelikle edebiyat dergilerini ve şiir ödüllerini denemeyi düşünebilirsiniz.

Kendi kitabınızı kendiniz yayınlatmayı düşünürseniz, o tarzda çalışan yayınevleri de var. Maliyetini kendiniz karşılamış oluyorsunuz. Cinius Yayınları mesela bu tür hizmet veriyor.

Adsız dedi ki...

biyografi yazıları,biyografik roman,oto biyografi ve deneme ne demektir ...

Mustafa Acungil dedi ki...

Öncelikle daha araştırmacı olmanızı tavsiye ederim. Edebi türler üzerine bir kitap ya da internette kısa bir araştırma bu konularda size çok rahat cevap bulabilir.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Edebi_t%C3%BCrler
adresini deneyebilirsiniz. Ya da wikipedia.org'a girip, Türkçe seçeneğinde edebi türler diye aratın.

Sorduklarınıza ve başka türlere ilişkin tanımlara bağlantılar var o sayfada.

Ertuğrul Nehri dedi ki...

Hep Dan Brown gibi büyük bir yazar olmayı istedim ve hala istiyorum da. Hedefimi belirledim ve onun için çalışacağım.

Çok okuyan biriyim. Yazmayı da okumak kadar seviyorum. Ama sevmekle olmuyor ki. İşi icraate dökmek gerekiyor. İşte mesele de burda!YAZAMIYORUM! Hayal gücümün çok geniş olduğunu söylüyor babam. Aklıma yazacak konu gelmiyor...

Bu konuda düşüncelerinizi açıkçası çok merak ediyorum...

Teşekkürler..

Mustafa Acungil dedi ki...

Çok basit bir yaklaşım. Kendine çok az zorlayıcı, ama yapabileceğin bir hedef koy.

Günde 300 kelime yazmak belki? Ya da hergün yarım saat yazmak?

Hayalgücü açısından sorunun yoksa, yapılamayacak kadar zor olmayan böyle bir disiplin yolunu açabilir.

serhat dedi ki...

Korku gerilim kitaplarını ve filmlerini çok seviyorum o yüzden iki serili psikolojik gerilim yazmayı düşündüm.Yeni başladım ve 30 sayfa kadar oldu.Bana yardım edecek yayınevi nasıl
bulurum birde sizce insanların yeni yazarlara ilgisi nasıl ve korku gerilim yazmanın avantajı olabilirmi.

Mustafa Acungil dedi ki...

30 sayfa henüz yayınevi düşünmek için hayli erken. Bence şimdilik yayınevi düşünmeye başlamadan, yazmaya devam et. Önce nasıl bir şey ortaya çıkıyor ona bak.

Korku/gerilim dünya çapında meşhur yazarlar çıkarmış bir alan. Ama bu alanda yerli bir yazar var mı? Aklıma hemen gelen bir isim yok.

Önemli olan ne kalitede bir şey ortaya çıkarabileceğin. Bu alanın dünyadaki lider isimlerinden Stephen King bile, üstelik Birleşik Devletler gibi bu işin ekonomisinin çok gelişmiş olduğu bir ülkede, adını duyurmak için senelerce çaba sarf etmiş.

Hayli uzun bir çalışma sürecini göze almış olman gerekli.

Adsız dedi ki...

abi meraBa bn müRweT (;

bn üniverstye hazrlanıorm .. sözelciyim..

türk dili we edebiyat derslerm coq coq iyi.. bi ay a kadar ögretmenLik istiyodum .. simdi yazarlıga taqtım kafayı.. ama bu konuda bilgi veren yok o yüzden hevesim kacıyo wazgeciyorum sürekli sözelden yeni meslek arayışlıgı içindeyim .. yazarlık gercekten istiyorum ama gününmüzde kimse kitap okumuyo herkes internette takılıyo veya film izliyo buda bnim hevesimi kacırıyo..

ayrıca bi sorum dha olucak ben yazarlık için üni. de hangi bölüm secmeliyim .?

bu konuda bni aydınlat abi smdiden saoL (; ..

kader dedi ki...

Selamun aleyküm...

Yazarlık içimde hep var olan bir özlemdi. Kimi zaman yaklaştığım, kimi zamanda uzaklaştığım bir hayal. Sessizlik içerisinde düşüncelerimi süsleyen bir umuttu. Ben, istekle kalmayıp, o'nu yaşatmak istiyorum.

Kitap okumakla aram iyidir...Kendi duygu ve düşüncelerimi de yazıya dökmeyi seviyorum...İnşAllah, bir gün bende 'Yazar' olacağım. Umut, tükenmediği sürece, korkmayın. İnsanın yapamayacağı şey yoktur. Yeterki isteyelim ve isteğe doğru adım atalım.

Hasan Kara dedi ki...

Merhabalar;
sitenize tesadüfen rastladım ve birden içimde yazma isteği oluştu ve birşeyler karaladım. değerlendirip eleştirirseniz sevinirim. saygılarımla...


Teknik Olarak Yanlızım

Günümüz teknolojik gelişmelerinin müsbet ve menfi özelliklerini bir teraziye koyduğunuzda sizce hangi taraf ağır basıyor? Teknolojinin bilim ve tıpta geliştirdiği yenilikler yadsınamaz ama insan acaba teknoloji kendi ürettiği çaresizliklerin mi çaresini yine kendi üretiyor diye sormadan geçemiyor.
Konuşmak, beyinlerararası telepatik bilgi trafiğini kullanmak yerine kablolu iletişime geçmelerinde siz de benim gibi bir problem hissetmiyor musunuz? Siz de benim gibi yanlız hissetmiyor musunuz? Ya da son anti-teknolojik mohikan ben mi kaldım? Kalabalıkta yanlızlık ya da başka bir deyişle yanlız bir kalabalık. Bireyselleşmenin verdiği bencillikle kendinden başka kimseyi düşünnmeyen, etrafında olup bitenlere karşı kayıtsız bir güruh. Peki kim yardım edecek muhtaç insanlara? İnternet üzerinden yapılan yardımlar mı? Sanal paralarla yapılan sanal sadakalar mı?
İşyerlerinde bile karşılıklı oturan iki insanın birbiriyle e-posta kullanarak anlaşması sizce de garip değil mi? Ya da insanların bayramlarda birbirini ziyaret etmesi yerine 3G hızıyla görüntülü konuşması(!) normal de ben mi fazla eski kafalıyım?
Bence insanlığın bir an önce kendini toparlayıp yeniden birbiriyle paylaşım içine girmeye, teknolojiye karşılık sevgisel iletişim devrimini gerçekleştirmeye ihtiyacı var. Aksi takdirde internet üzerinden yapılan taziyeler dışında hepimiz yatak odamızda yanlız ölmeye mahkum olacağız.
Sevgiyle kurulacak bir gelecek ümidiyle...

Mustafa Acungil dedi ki...

Merhaba

Ben teknolojinin göbeğinde bir insan olarak size çok katılmıyorum. Teknolojinin getirdiği yeni 'şekillerden' çok, bu şekilleri ya da iletişim biçimlerini nasıl kullandığımız belirleyici bence.

Tüfek icad oldu mertlik bozuldu demiş Köroğlu, ama tüfeğin de kendi mertlik kodları gelişmiş zamanla.

Bir de yazınızda genel olarak yeterince açıklık var ve pek hata yok ama, yalnız kelimesini sürekli yanlız diye kullanmanız yazının genel olarak iyi olan biçim kalitesini biraz hasara uğratmış.

Teknolojinin kullanım şekline değil de gerçekten oluşan yeni iletişim biçimlerine toptan karşı olacaksanız, çok daha güçlü argümanlar oluşturmaya ihtiyacınız var.

Hasan Kara dedi ki...

Tekrar ,merhaba,

İlk defa birşeyler yazdım ve konu da cok emin değildim. sadece ilk aklıma geleni yazdım. şimdilik argümandan daha çok tarz oturtmaya karar verdim, ayrıca bugün bir hikaye(gidişata göre roman olabilir) yazmaya karar verdim ve bir heyecanla 8 A4 yazdım. bitirinci onu da sizlerle paylasacagım.

benx dedi ki...

peki yazar olmak için üniversite okumak gerekir mi.alakalı bir bölüm varmı

Mustafa Acungil dedi ki...

Edebiyat, filoloji gibi bölümler var ama onlar sanatçıdan çok teknik adam çıkarıyorlar. Öğretmen, eleştirmen vb...
Türkiye'de de birkaç örneği olmakla birlikte, daha çok bu alandaki kurslar faydalı ve bunlar özellikle Amerika'da falan hayli yaygınlar. Creative writing diye internette aratırsanız, Amerika'da bu konuda ne kadar çok kitap, yayın, dergi, eğitim olduğunu görürsünüz.
Bu arada çok da haksızlık etmiyeyim, belki çok iyi yazarlık öğreten fakülteler vardır, ama bildiğim yerli meşhur yazarların hiçbirinin böyle bir bölümden mezun olduğunu duymuşluğum yok.

Seda dedi ki...

Merhaba. Yazdığım bir yazıyı sizinle paylaşmak istedim. Henüz tamamlamadım. Değerlendirirseniz sevinirim.

---Gündoğumu---
Oturmuştu yine penceresinin önüne. Seyretmek için o muhteşem gündoğumunu. Güneş yırtıyordu karanlıkları yavaş yavaş. Bırakıyordu ürkütücü karanlık yerini güven verici aydınlığa. Aydınlanıyordu sokaklar. Sessiz sokaklar insanlarla dolmaya başlıyordu. Yeni ve uzun bir gün başlıyordu. Kimileri için umut verici bir gün.

İnsanların yüzü asıktı. Sabahın bu saatinde ne işimiz var burada diyorlardı belkide. Ama bilmiyorlardı ki günün en güzel saatlerini yaşıyorlardı.

Güneş tüm cömertliğiyle etrafı aydınlatırken bu anı izlememek büyük bir kayıp oluyordu. Kimse bu güzelliğin farkına varmıyor, varamıyordu...

Devamını öyküleyici anlatımla yazmayı düşünüyorum. Değerlendirmenizi bekliyorum.

Mustafa Acungil dedi ki...

Merhaba

Henüz çok başında kalmış yazdığınız bölüm. Arkasından ne geleceğini tahmin etmek olası değil.

Genel olarak ifadeleriniz düzgün. İstediğinizi aktarmakta zorluk çekmeyeceğiniz ortada. Sonraki kısım, bir öyküyü (öykü olduğunu düşünüyorum) ilgi çekecek unsurları metnin içine paketleyip paketleyemeyeceğiniz.

Ama bu kısımla ilgili bir ufak bir de önemli şey söylemeliyim.

Ufak olan: Ayrı yazılması gereken bir 'de' yi bitişik yazmışsınız. Muhtemelen gözünüzden kaçtı.

Daha önemli olan ise: Devrik cümle yeri ve zamanı geldiğinde kullanılması gereken bir anlatım tarzıdır. Sık kullanılması metnin tadını kaçırır. (Nurullah Ataç hep devrik yazar mesela ve çok zorlar okuyucuyu.)

Şöyle de yazabilirdiniz mesela:

---Gündoğumu---
Yine penceresinin önüne o muhteşem gündoğumunu seyretmek için oturmuştu. Güneş yırtıyordu karanlıkları yavaş yavaş. Ürkütücü karanlık yerini güven verici aydınlığa bırakıyordu. Sessiz sokaklar aydınlanıyordu, insanlarla dolmaya başlıyordu. Yeni ve uzun bir gün başlıyordu. Kimileri için umut verici bir gün.

Zaten diğer paragraflarda muhtemelen kendiniz de rahatsız olarak ve belki de rahatsızlığın sebebini anlamadan devrik cümleleri bırakmışsınız siz de.

Seda dedi ki...

Teşekkür ederim yorumunuz için. Devrik cümle kullanırken anlatımda zorluk yaşadım. Diğer paragraflarda bu sebep ile kullanmadım. Yazı tarzımı geliştirmek için okuyabileceğim kitaplar var mı?

Mustafa Acungil dedi ki...

En başarılı yazarlardan birinden, Stephen King'den: Yazma Sanatı.

Bu kitap üzerine bir blog girdimi şu adreste okuyabilirsiniz:

http://mustafadantavsiyeler.blogspot.com/2009/05/stephen-king-on-writing.html

Seda dedi ki...

Romanlarda bölümler oluyor. Bazen alt başlıklar halinde bazen de sayılar halinde. Bu bölümler sonradan mı ayrılıyor? Yoksa yazarken ayırmak daha mı mantıklı?

Mustafa Acungil dedi ki...

Yazarın tarzına da bağlı ama, genel olarak önceden ayırmak daha mantıklı görünüyor.

Roman gibi bir yapı hayli karmaşık bir kurgudur. Akışın nereye gittiğini baştan az ya da çok planlamadan işin içinden çıkmak pek kolay olmaz.

Ama bölümler ilk taslakta son haliyle hemen ortaya çıkmayabilir. İlk taslaktan sonraki çalışmalardan iki ya da daha çok bölüme ayrılan bölümler sözkonusu olabilir. Ya da belki bazı bölümlerin sonradan birleştirilmesi uygun gelir.

Seda dedi ki...

Merhaba. Yine ben. Yazar olmayı kafama koydum. Sanırım bu süreçte sizide rahatsız edeceğim. Umarım kızmıyorsunuzdur. Bir şey yazdım. Ama türünün ne olduğunu bilmiyorum. Hangi tür olduğu konusunda yardımcı olup yazdığımı değerlendirirseniz sevinirim. =)

#Basit İnsanlar
Sevgilisinden ayrılmıştı daha bugün. Acı çekiyordu. Kimseye de anlatamıyordu derdini. Biliyordu. Cevap 'geçer' olacaktı. Yanılıyorlardı. Geçmiyordu. Geçmeyecekti. İnsanlar böyle olduğu sürece. Hiç bir şey değişmeyecekti.

Belki de kendisine lanet ediyordu. 'Bu kadar basit birini nasıl sevebildim?' diyerek. O kadar basitti ki... Başkasını sevdiğini bile gelip söyleyememişti. Başkasından öğrenmek zorunda kalmıştı. Küfrediyordu hayata. Hayat ne zaman onun istediği gibi olacaktı?

Basit bir insanın aldatışından yazmaya başladı yazar. Elinde tükenmeyen kalemi, yanında henüz soğumamış kahvesi. Kimileri bunun bir ayrılık yazısı olacağını düşündü. Kimileri ise yeni bir hayatın başlangıcı. Hiç biri değildi. Bu sadece insanların basitliğini gösteren bir yazıydı.

İnsanlar o kadar basitti ki şu iki kelimeyi bile söyleyemiyorlardı. 'Ben basitim.' Bu iki kelimeyi söyleseler basitlikten kurtulmuş olmak için bir adım atacaklardı belki de. Onu bile yapamadılar.

Her zaman yaptıkları daha kolay geldi. Suçlamak, aldatmak, kırmak, üzmek, yok etmek... Yok ederken, yok olduklarının bile farkında değillerdi. Üzerken üzüldüklerinin. Kırarken kırıldıklarının. Her aldatışta aldatıldıklarının, aldandıklarının.

İnsanlar evrim geçirdi dediler. Doğruydu.
Basit değillerdi. Basitleştiler. Basit gittiler.

Mustafa Acungil dedi ki...

Sanırım bunu 'deneme' olarak adlandırmak uygun olacaktır. Ama isim yanlış anlaşılmaya müsait. Sadece denemişsiniz anlamına gelmiyor, onu söyleyeyim :)

Makale bir fikri savunmak için unsurlar ortaya koymaya önem verirken, deneme biraz daha serbest havada bir makale gibidir. İkna etmeye çok uğraşmaz, daha çok ifade eder.

Dile yeterince hakimsiniz. Güzel ifadeler yakalayabiliyorsunuz. Derdinizi ifade edebiliyorsunuz.

Bunların herbiri çok güzel şeyler ve yazar olmak için yeterli. Ama okurlar için yazıyorsanız, onların ilgisini çekecek şeyler yazmaya yönelmeniz gerekecek demektir. İnsanların zaman ayırıp okuması için yazdıklarınızın sadece yeterli değil ilgi çekici olması gerekir. Okumaları için sebepler olması gerekir. Üstelik Türkiye'de okuma alışkanlığı çok da yaygın değil.

Bu durumda kendinize bir tarz seçmeniz, daha çok onun etrafında odaklanmanız gerekebilir. Hikayeler mi yazmak istiyorsunuz, romanlar mı? Yoksa sadece içinizi serbestçe dökmek mi istiyorsunuz?

Ne yapmak istediğinize karar vermelisiniz. Yazmak istediğiniz kesin. Peki yazarak ne yapmak istiyorsunuz?

Bir de bir blog açmanızı tavsiye ederim kendinize. İnternet bağlantınızın olması yeterli. Hiçbir maliyeti olmadan blog başlatabilirsiniz.

Böylelikle yazdıklarınızı gün yüzüne çıkaracak, paylaşacak bir platformunuz da olmuş olur.

Seda dedi ki...

Tarzımı belirlemiştim, roman yazmak istiyorum. Ama okul ve derslerim sebebiyle çok fazla vakit ayıramıyorum yazmaya. O yüzden kısa denemeler yazıyorum. Önerilerinizi dikkate alacağım.

Aklıma gelmişken sorayım: Bir kitap bastırmak için Türkiye'de yaş sınırı var mı? Yazmaya çalıştığım bir roman var. Bitirince yaşımdan dolayı yayınlayamama gibi bir sorunum olur mu? 16 yaşındayım.

Teşekkürler. =)

Mustafa Acungil dedi ki...

Yaştan başka zorluklar da var. Tabii ki yaşının dolaylı etkisiyle birtakım zorluklar yaşayabilirsin, yayınevlerine ulaşmak, editörlerin ciddiye alması vesaire vesaire...

Ama asıl sorun şu: Türkiye'de okumak pek yaygın bir alışkanlık değil. Basılmak istenen kitap sayısı da pek düşük değil. Bu durumda çok yoğun bir rekabet yaşanabiliyor.

Ama güzel bir eser ortaya çıkarsa, karşılığını illa ki bulur. En azından günümüzde web üzerinden okuyucuya ulaşma ya da kendi kitabını bastırma gibi seçenekler eskiye göre çok büyük kolaylıklar sağlıyorlar yazarlara. Kitabını bir yayınevine bastıramasan bile, web üzerinden okurlara ulaştırabilirsin. Tabii işin para kazanmak yönüne o kadar da önem vermiyorsan : )

prometheus dedi ki...

yazı dili romana daha yatkın anlatı güzel olmuş söz dizimide güzel aynı sözcükleri kullanmaktan sakın sadece fazla tekrara düşme roman dili geniş zamana yayıla bilir bu anlatıda çok benziyor güzel benli bir anlatı olmuş öykü de ise tam tersi tok ve anlamlı özcükler bulmalısın sürekli bir hareket alanı sağlarsa okura daha güzelde olur başarılar yazıyla birlikte kal

Seda dedi ki...

Anladım. Para kazanmayı şu an için istemiyorum. İleride fikrim değişir mi bilmiyorum. =) İnternet üzerinden yayınlamaya karar verdim. Yardımlarınız için teşekkürler. =)

seLin dedi ki...

Merhaba ben Selin 17 yaşındayım;
2 yıldan beri hep yazar olmayı düşledim.Ama benim amacım roman yazıp o kitabımın tutulması çok okurumun olmasını istememdir.Kitap yazmaya anca başladım. Sonuna kadar bırakmayacağım sadece tek korkum kitabımın tutulmayacak olması insan yaptıktan sonra , uğraştıktan sonra başarabilir değil mi ?

seLin dedi ki...

şunuda eklemeliyim ki kitap okuma alışkanlığımı 8 yaşımda kazandım o gün bu gündür elimden kitabın eksik olduğunu hiç hatırlamıyorum. Aşırı derecede kitap okuyorum Misafirliğe gittiğimizde ilk işim kıtaplığı karıştırmak oluyor :) her neyse bir önceki yorumun cevabını bekliyorum .

Mustafa Acungil dedi ki...

Her deneyenin başarılı olacak diye bir koşul yok. Ama denemeyenin başarılı olamayacağı açık.

Bu durumda başarılı olmak istediğiniz alanda kararlı davranmanız gerekir.

Bazen bir şeyi yapmanız gerçekten imkansız olabilir. Ama bunu anlamak da kişisel bir deneyimdir.

Başarısız olmaktan korkarak zor şeylerden çekinseydik, hiçbirimiz yürüme öğrenmemiş olurduk.

Seda dedi ki...

Yazdıklarımı internet üzerinden yayınlamamı önermiştiniz. Blog açtım ama okurlar blogumu nasıl bulacak? Anlamadım. Arama motorlarında çıkmıyor yada ben bulamıyorum. :/

Mustafa Acungil dedi ki...

Orada da bir rekabet sözkonusu :)

Öncelikle arama motorlarında aynı gün çıkmaya başlamayabilir. Arama motorlarının özel tarama programları var. Bunlar internette gezip sayfaları indeksliyorlar. Bu işlemin başlaması için bir kaç günlük süre tanımayı düşünmelisiniz.

Ama arama motorlarında çıkmaya başladığında da blogunuz çok gerilerde gelebilir. İlk sıralarda çıkmaya başlaması için ilgi çeken konularda içerikler olması, bunlara insanların başka yerlerden bağlantılar vermesi gibi konular etkilidir.

Siz bence bunları 'şimdilik' çok kafaya takmayın. Yazmak ve yazdıklarınızı hemen paylaşmak için artık bir alanınız var. Yazın. Arkadaşlarınıza blog adresinizi verin, onlar okumaya başlasınlar. İçerik biriktikçe arama motorlarında görünürlüğü de artacaktır.

Bu arada google analytics (http://www.google.com/analytics ) gibi araçlar kullanarak, blogunuza gelen giden var mı, hit sayısı nedir gibi konuları takip edebilirsiniz.

Seda dedi ki...

Tamam. Yardımlarınız için çok teşekkür ederim. =)

ARZU YILDIRIM dedi ki...

Sait Faik'in dediği gibi "yazmasaydım çıldıracaktım" dediği noktadayken, yazınızı okudum ve ümitlendim. Bunun için size çok teşekkür ederim...

Mustafa Acungil dedi ki...

Sevindim.

Sizin de okurunuz, yorum yapanınız, tepki vereniniz bol olsun.

Adsız dedi ki...

Merhaba
10.sınıf yabancı dil bölümü öğrenciyim.Okumaktan bıkmayan, Dil anlatım dersinde özellikle hikaye, betimleme metinleri söz konusu olduğunda parmağı havadan inmeyen biriyim. :)
Yazmayı seviyorum ve her okuduğum kitapta içerikten çok yazarın dili nasıl kullandığıyla ilgileniyorum.
Hoşuma giden bazı cümleleri aklımda tutuyorum.Fakat yazma konusunda bir çok eksiğim olduğunu düşünüyorum.Sizden de eksiklerimi anlamam için yardım etmenizi bekliyorum.Yabancı dil bölümünde olduğum için ilerde Allah'ın izniyle yazar olursam kitaplarımın İngilizcesini de yazabilirim diye düşünüyorum.Uslubunu en çok beğendiğim yazar ise İskender Pala.En yakın zamanda sizin de bir kitabınızı okumak istiyorum.
İzninizle tarih dersi için yazmış olduğum bir kompozisyonunu yorumlarınıza sunuyorum.

KONU:"Türk evladı ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır."(M.Kemal Atatürk)


TARİHTİR Kİ, GERİSİ VESAİREDİR

"Bastığın yerleri "toprak" diyerek geçme, tanı." der M.Akif Ersoy.Tarihini öğren, kendini tanı, 250 kg'lık top mermisini Seyit Onbaşının "La havle...'yi çekerek sırtladığını, Osmancık'ın, bey, Osman Bey gazi, Osman Bey Gazi Han ve nihayet Sultan-ı Osmaniyye olurken çektiği tüm sıkıntıları, Fatih Sultan gibi eşsiz bir değerin Ulubatlı Hasan'ın şehit haberini alınca hıçkırıklara boğularak "Eğer Sultan olmasaydım, Ulubatlı Hasan olmak isterdim." deyişinin derinliklerinde gizli o eşsiz manayı, Peygamberimiz (sav)in "güzel asker güzel komutan" sıfatına mazhar olabilmek için nasıl çırpındığını ve daha nicelerini oku, ibret al, ona göre yaşa der şairimiz.Nitekim Atatürk de sözüne gizlediği mana ile bizlere aynı şeyi öğütler.
İlk vahiydir "OKU!". Hiç şüphesiz hepimiz biliriz.Peki niçin ibadet et, çalış ya da başka bir emir değil de "Yaratan Rabbinin adıyla OKU'dur? Çünkü hatalar, aksilikler, büyük küçük yanlışların kaynağı hep cahilliktir.Cahil olan, kendini bilmeyen bir toplumun ise geleceği mevzu bahis bile olamaz.Ancak soran, araştıran, tarih kitaplarnı tozlu raflardan çekip kurtaran ve sarıp sarmalayan tarihinden ibret alan bir toplumun önünde ise hiçkimse duramaz.
Bugün kendisini en "aciz" hisseden kişi; Fatih'in Sultan olarak babasına tahtı gösterişini, Kanuni'nin bir salkım üzüme bir altın verişini, gemilerin karadan yürüdüğünü, Nusret Mayınla gelen mutluluğu öğrenirse, kambur sırtı dikleşmez mi? Feri gitmiş gözleri çakmak çakmak olmaz mı? Yüreği pır pır etmez mi? O artık "aciz" hisseder mi kendini? O kelimeyi siler atar lugatından,kim olduğunu öğrendiği için.Yaşantısındaki yanlışları düzeltir sonra, öğrendikçe öğrenmek ister.Öğrendikçe alçakgönüllü olur, kibire, gurura geçit vermez.Bilmediklerini koyar ayağının altına, arşı hisseder başında.Bu yüzden çırpınır bilmek için.
Tarih, ibret alındığında "ben"i "biz" yapandır.Mimar Sinan'ın hayatı boyunca verdiği 400'ü geçkin eserdir.Evet, belki bitmiş, denizlere gömülmüştür sırlar, kefeni kandan olmuştur şehitlerimizin, bir hilal uğruna batmıştır güneşler, yine de analar "Ne mutlu oğlum şehit."demişlerdir, alkışlandığı için utanıp meclisi terk etmiştir Mehmet Akif.Fakat tüm bunlardan yüz çevirmek, birini sevip ötekini dışlamak hem inancımızla çelişir hem de Seyit Onbaşı yüklediği merminin ağırlığını hissetmezken 'tarihi bir kenara attığımızı' hisseder mezarında.
Bizler şimdi tekrar bir durup düşünmeliyiz.Böyle bir geçmişe sahip olmak her kula nasip olmaz demeliyiz.Atalarımız "TANI!" diyorsa tanımalı, varacağımız aydınlık ufukları düşlemeliyiz.Şanlı geçmişimizi kılavuz edinip böylece, adımlarımızı emin kılmalıyız.
Makbule Haykıran

Mustafa Acungil dedi ki...

Önce küçücük bir hatırlatma: Cümle sonundaki noktadan sonra bir boşluk bırak. Yazının okunabilirliğini çok artıracaktır.

Yaşına göre dile yeterince hakimsin, söylemek istediğini söyleyebiliyor, yazmak istediğini yazabiliyorsun. Bence bu yazar olmak için ya da herhangi bir yazılı kültürde birey olabilmek için gerek şart.

Cümlelerinden çok içeriğe takıldım ben biraz aslında. Çok tek yanlı bir bakışın var gibi. Mesela Seyit Onbaşı'nın niye İstanbul'un, o zamanki başkentin hemen yakınındaki bir cephede öylesine çaresizce 'çelik zırhlı duvara' karşı tek başına mücadele etmek zorunda kaldığına hiç kafa yordun mu?

Üslup için kitap okumak benim de yaptığım bir şeydir. Keyiflidir de... Ama hep aynı tip üslubu olan yazarlara yönelme. Uzun cümlelere fazlaca meylin var gibi. Muhtemelen okuduğun yazarların etkisiyle. Uzun ve doğru cümleler kurmak kadar kısa cümlelerle daha anlaşılır ve takip edilebilir olmak da güzeldir.

Devrik cümleleri de biraz fazlaca kullanmışsın. Muhtemelen yazını yeterince soğutup tekrar okuyarak elden geçirmediğin için biraz fazlaca sayıda devrik cümle kalmış. Yazdıklarını sıcaklıkları biraz kaybolana kadar bekletip sonra bir üzerinden geç. Şuradan buradan çıkarılan birkaç kelime, devriklikleri düzeltilen birkaç cümle, birkaç cümleye dönüştürülen bir iki uzun cümle derken aynı yazı çok daha güzel bir hale gelebilir.

Devam etmek için bu kadar öneri şimdilik yeterli gelir sanırım.

Güzel kelimeler

(İyi akşamlar kadar güzel bir dilek değil mi :) Ve evet bence de ':)' artık standart noktalama işaretlerinden birisi olarak kabul edilmeli.)

Mustafa Acungil dedi ki...

Bu arada web üzerinden yayınladığım iki kitabım var:

http://gundelikbasari.blogspot.com

ve

http://bilincsizyeterli.blogspot.com

Süleyman dedi ki...

Yazdığımız bir yazıyı-veya kitabı-internetten yayınlamak ne derece doğrudur;bunu birilerinin alıp kendi ismiyle kıtabını çıkarma imkanı var mı?Yani telif hakkı nasıl alınıyor?

Mustafa Acungil dedi ki...

İnternete koyduğunuz anda kötü niyetli biri onu alıp kendininmiş gibi kullanabilir. Ama basılı bir kitabınız konusunda da bir insan aynısını yapabilir.

Eğer finansal bir beklentiniz olan bir metinse size ait olduğunu belgelemeniz önemli. Bunun için adınıza basılmış bir kitap, isbn'i falan alınmış olarak, iyi bir delil olacaktır.

Noterden metnin size ait olduğunu tasdik ettirmeniz, ya da kendinize açmayacağınız bir zarfla göndermeniz de düşünülebilir. Kapalı ve mühürlü, postadan geçtiği zaman belli olan bir zarfın içinde size ait metnin bulunması da sanırım metnin size ait olduğunun ispatı olarak kullanılabiliyor. Ama bundan emin değilim.

Süleyman dedi ki...

Bayağı riskli bir durum söz konusu o zaman.Peki;alıp metni notere gidildiğinde noter nasıl-ve neye göre-tasdik vericek?Çünkü çalıntı bir metin getirilmiş olabilir.Acaba o metnin kendilerinde kopyası olup olmadığına mı bakarlar,daha önce birisi getirmiş mi diye.Getirmemişse tasdik vermek zorunda o zaman.Mesela şimdi elimdeki bir kitaba baktım da;başında dediğiniz gibi ISBN 975-... gibi numara var.Demek ki burda sorun yok.

Süleyman dedi ki...

Kitaplarda sorun olmuyor belki ama interneti merak ediyorum şimdi.Mesela sizin blogunuzdaki yazılar çalınabililir bu durumda.

Mustafa Acungil dedi ki...

Çalınabilir. Hatta basılı kitaplardan bile çalıntı olabilir. Bırakın onu, profesörlük alırken daha önce yazılmış eserlerden metinler çalarak olan kişiler bile çıkıyor.

Burada korumayla ilgili unsurlar, konu mahkemeye yansırsa faydalı olur. Noterin tastik edeceği şey de o metnin o kişiye ait olduğu değil, o tarihte o metni getirip tastik ettirmiş olduğudur. Eğer noterin onayladığı tarihten 3 ay sonra birisi aynı metni kendi ismiyle yayınlarsa, metin benimdir bakın çok önce bende vardı diyebilmek açısından...

Ama Türkiye şartlarında zaten yazılı metinler çok da büyük paralar kazandırmıyor genelde. Tabii şarkı sözü ya da dizi senaryosu konusunda düşünmüyorsanız: )

Benim bloglarımın büyük kısmında amaç paylaşmak zaten. Adımı referans vererek kullandıkça insanlar, sorun yok. Kendisi yazmış gibi davranan da benden çalmış olacaktır. Hakkımı eninde sonunda isterim : )

Süleyman dedi ki...

Demek ki noter emin yol.Zaten dediğiniz gibi ülke şartlarında bu işin maddi değeri pek yok gibi.Ama yine de merak etmiştim,teşekkürler bilgilendirdiğiniz için.Buralarda bir yerde,Stephen King in ilk kitabından 400 bin dolar kazandığını okudum orada bayağı değerli iş demekki:)Gerçi kendisi ustadır.

Süleyman dedi ki...

Merhaba;TBDnin 12. bilim-kurgu öykü yarışmasına baktım,konu 'Mkim3033' diye birşey.Acaba öykü her türde yazılabilir mi yoksa yalnızca gelecekle ilgili,bilim kurgu tipi birşey mi olacak?Adına bakılırsa öyle ama tam açıklamamışlar.

Mustafa Acungil dedi ki...

Bilim kurgu nitelikleri taşıyor olmasını arıyorlar tabii ki. Konuyu özellikle çağrışım yapacak bir taş gibi seçmişler. Anladığım kadarıyla katılan öykülerin çeşitliliğini sağlamaya çalışıyorlar.

Geçen sene belirli dikey konular seçmişlerdi. Katılımı olumsuz etkilemişse bu sene böyle bir şey denemiş olabilirler.

Ben 3 senedir katılıyorum. İlk sene üçüncü olmuştum, ikinci sene ön elemeyi geçtim, üçüncü sene ön elemeye takıldım. Bu gidişle bu sene yazmayı bitiremeyebilirim : )

Süleyman dedi ki...

katılım ücretsiz değil mi?bilim-kurgu olan bir öyküde illa gelecekte bir olay olması gerekmiyo değil mi mesela bu zamanda bir şey kurgulayabiliriz teknoloji-bilimle ilgili.

Mustafa Acungil dedi ki...

Bir ücret sözkonusu değil. (En azından geçen senelerde değildi, değişmiş olacağını sanmıyorum.)

Makul bir süre gelecekte olmasında fayda olabilir. Ben ön elemeden geçemeyen son öykümde, yakın gelecekle ilgili ve içinde olduğumuz şartlarla çok ilgili bir şeyler yazmıştım. İyi de olduğunu düşünüyordum aslında : ) Ama biraz bilim kurgu yerine politik kurgu gibi oldu, bu da jüri üyelerinin pek hoşuna gitmedi galiba...

emre uysal dedi ki...

bende okumayı ve yazmayı çok seviyorum.yazdığım hikayeden küçük bir parçasını sizinle paylaşmak istedim. necla uzun süredir yenilemekte olduğu içgüdülerini,sonun da ne yaptığını pek de farkedemeyerek serbet bıraktı ve aniden uzanıp, orhanı öptü.orhan necla nın dudaklarındaki ıslak tazeliğin tadıyla sersemleyerek,o kısacık anda bile gözlerini yummak zorun da kaldı.necla hayatı boyunca koruduğu en önemli çizgiyi ilk kez açmış olmanın ürkekliğiylekendi içinde adeta silkelip,küçülmüştü.bundan sonra ki adımın ileriye mi,geriye mi olmasına karar veremeyecek karar heyecan içerisinde,yüreği kuş yüreği gibi çarparak,belli ki orhanın insifiyatif almasını bekliyor,kendini orhanın iradesine terk ediyordu.orhan o andan sonra genç kızın kolundan tutup,dünyanın öbür ucuna bile götürebileceğini anlamıştı.

Adsız dedi ki...

Merhaba arkadaşlar bende sizler gibi yazar olmak çeşitli türde kitaplar yayımlamak istiyorum fakat bu konuda yeterince ön bilgim ve deneyimim yok.Yazdıklarım sadece 3-5 sayfadan ibaret kaldı.Bir olay örgüsü ile başlıyorum fakat devamını getiremiyorum.Yeterince iyi düşünemediğimi yada Belli bir amaç için yazmışım gibi geliyor.Bu olayın üstesinden nasıl gelirim lütfen bana yardımcı olun...

Mustafa Acungil dedi ki...

1. İstediğiniz türde bol bol okuyun. Yazmak istediğiniz türde... Beğendiklerinizi ve beğenmediklerinizi belirleyin, sebeplerini bulmaya çalışın.

2. Kendinizi geliştirme gayretiyle bir yandan yazmaya devam edin. Eleştiri alabileceğiniz, ama olumlu eleştiri alabileceğiniz ortam ya da arkadaşlar edinmeye çalışın. Yıkıcı eleştirilerden kaçının.

3. Yazma üzerine kitaplar var. Türkçe'de çok fazla değil. Ama özellikle İngilizce'niz varsa, ABD basımlı kitaplara yönelin. Avrupa kitapları daha karmaşık, ABD kitapları bu konuda doğrudan hedefe yönelik ve daha faydalı.

Adsız dedi ki...

Önerileriniz için teşekkür ederim. Dediklerinizi dikkate alacağım Özellikle roman türü kitaplar yazmak istiyorum fakat uzun olmasını istiyorum.Bunun bir anda olmayacağını biliyorum ancak yine de roman yazmak istiyorum.

Ayşenur dedi ki...

Ben 15 yaşındayım bir kız arkadaşımla birlik bir kitap yazmaya karar verdik ve yazmaya devam ediyoruz şuan sadece 3 sayfalık bir bölüm yazdık konusu vampir biliyorum yorumların hepsinde öykü yazmak isteyenler var ama biz vampir kitaplarının daha çok okunduğu tahmin ediyoruz ve öğretmenlerimizin yardımlarıyla yazıyoruz amacımız güzel bir kitap yazabilmek sponsorumuz bir kimya öğretmenimiz emlakçı olarak bize yardım edeceğini söyledi biz kitabı yazdıktan sonra ne yapacağımızı bilmiyoruz......

Mustafa Acungil dedi ki...

Önce bir yazın bakalım. Ne çıkacak ortaya... Yazdıktan sonrasını düşünmek için yaşınız henüz uygun. Yani yazıp ondan sonra düşünebilirsiniz. Şimdiden düşünmeniz şart değil.

Ama başka arkadaşlara da cevap olarak yazmıştım: Günümüzde artık yazdıklarınızı insanlara ulaştırmanız eskisi kadar zor değil. Bakın yorumunuzu yazdınız buraya, bana ulaştı, cevap yazıyorum, ve buraya ulaşan herhangi biri de bu yazışmayı okuyabilir...

ozaner41 dedi ki...

Merhaba.Kendimce günde 1 saat kadar yazı yazıyorum ve kendimi sürekli geliştirmem için bunun gerekli olduğunu düşünüyorum.Anlayacağın üzere yazar olmak isteyişi içerisindeyim.Malum lise de olduğum için ve üniversite hazırlığı olduğu için kafam çok karışık.Yazarlığa yatkın olan bir meslek arıyorm ama fen bölümünde olduğum içinde seçebileceklerim kısıtlı sizden kendimi bu işe yatkın ve kendaimi bu meslekle ilgili geliştirebileceğim bölüm seçme konusunda yardım istiyorum çünkü geleceğimi çizmem gerektiği zamanlardayım.Bir de sizden yakın zamanda olacak kısa öykü yarışmaları hakkında bilgi istiyorum.

Mustafa Acungil dedi ki...

Pek çok yazar, aslında başka meslekler yapmıştır. Hatta başarılı roman yazarlarından edebiyat okuyan duyduğumu hatırlamıyorum hiç.

İlgi alanınıza göre bir okul seçebilirsiniz. Yazarken yaşam deneyimi önemlidir. Yazmayı öğrenmeyi kendi başınıza da yapmanız mümkün. Ya da dört yıllık bir bölüm yerine mesela uygun bir zamanda mesela altı aylık bir programa giderek de öğrenebilirsiniz bu konuları.

Kısa öykü yarışmalarıyla pek ilgilenmiyorum genel olarak. Ama Türkiye Bilişim Derneği'nin her sene Temmuz gibi başvuruları aldığı bir bilimkurgu öykü yarışması oluyor. Eğer bilimkurguya meraklıysanız, onu öneririm.

ozaner41 dedi ki...

Peki sizden kendiniin bu işe nasıl başladığını sorabilirmiyim mesela ilk kitabınızda.Yayınevlerinin bastırabilceği kriterleri sizden öğrenebilirmiyim.Kitabı yazdırırken maliyeti kendimiz mi karşılıyoruz.Ve yazarların bir kitabı bastırdığında kazancı ne olur.Saygılarımla

ozaner41 dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
SONGUL dedi ki...

selam mustafa abi ben hollandadan songul ben ilk okul 2 inci sinif terkim yillarim okuyarak yazarak gecmedi ama yazmayi okumayi seven biriyim konusmakdansa yazarak kendimi daha iyi ifade eden biriyim. mustafa abi hani derler ya herkezin bir hayat hikayesi vardir . benimde bana gore zor bir hayat hikayem var ve ben bu zorlu gecen yillarimi kagitlara dokmek istiyorum ama nasil baslanir bilmiyorum Yardiminizi beklicem simdiden tesekurler

Mustafa Acungil dedi ki...

ozaner41'e:

Ben yazıyorum ama yazdıklarımı bastırmak konusunda çok yoğun bir çaba içinde değilim. Tek bir yayınevi denedim, olumsuz sonuçlandı, devamını getirmedim.

İnternette blog üzerinden paylaşım yapabiliyor olmak şimdilik bana yeterli geliyor.

Kazanç kısmına gelince, şu an teknik bir alanda danışman olarak çalışıyorum ve zamanımı bir hayli alıyor. Geçimimi de oradan sağlıyorum. Yazmayı geliri açısından düşünüyor durumda değilim yani.

Yazmaktan para kazanabilmek için çok baskı yapan ve uzun süre yayında kalabilen kitaplar yazmak, ya da çok yüksek satış yapan bir iki kitap yazmak gerekli. O seviyede bir başarı sağlamış birisi değilim. Dolayısıyla ne desem yalan olur...

Eğer paylaşmak amaçlı yazıyorsanız, kesinlikle internette yayınlama olasılıklarını değerlendirin derim. Ayrıca kendi girişiminizle kitabınızı yayınlatabileceğiniz yayınevleri olduğunu da biliyorum. Ama o alanda da çok ciddi bir araştırmam olmadı.

Mustafa Acungil dedi ki...

Songül'e:

Önce ne yazacağına karar vermeye ne dersin?

Mesela kendi yaşam öykünü biyografi gibi yazmayı mı düşünürsün? Yoksa bundan esinlenen öyküler mi yazmak istersin? Belki de bir roman düşünürsün...

Önce ne tarz bir şey yazmak istediğine karar ver. Sonra da o yolda küçük hedefler koy kendine.

Günlük olmasa bile her hafta belirli sayıda kelime yazmaya çalış. Düzenli olarak... Yazdıklarını bir iki hafta soğumaya bırakıp tekrar oku, değerlendir, tekrar ve daha iyi yazmaya çalış.

Zaten yazmak hoşuna gerçekten gidiyorsa, böyle çalışmalarla kendiliğinden ilerlemeye başlarsın.

Teşvik edici ve zevkine güvendiğin bir kaç arkadaşın varsa yazdıklarını onlarla paylaşıp görüşlerini almayı da deneyebilirsin.

Adsız dedi ki...

Merhaba. Ben 13 yaşında bir yedinci sınıf öğrencisiyim.

Bu başlık altındaki yorumların çoğunu okudum ve her yorumda kendimden bir parça buldum. Yüreklendim ve ben de size bir şeyler yazmak ve sormak istedim.

Aklıma gelen çeşitli konularda kendi çapımda bir şeyler yazıyorum. Sosyal hayatta pek konuşmayan biri olarak, word belgesi açtığımda gevezeliğim tutuyor ve o ana kadar içimde sakladıklarımı bir şekilde yazmaya çalışıyorum. Yazmak beni çok rahatlatıyor.

Biraz da çekimserim. İleride bana hangi mesleği seçmeyi düşündüğüm sorulduğunda, gönül rahatlığıyla "Yazar olmak istiyorum!" diyemiyorum. Şimdiye kadar kimseye yazar olmak istediğimi söylemedim, daha doğrusu söyleyemedim. Bu güvensizliğimin sebeplerinden biri de yaşımı küçük görebilir olma ihtimalleri olsa gerek.

Yazar olmak istiyorum diyorum fakat şimdiye kadar yazdığım hiçbir hikaye yok. Başlıyorum ve başladığımla kalıyorum. Hayal gücüm tıkanıyor, beynim duruyor. Aklıma gelen konunun devamını getirecek kadar hayal gücümü kullanamıyorum sanırım. Daha başka şeyler, daha farklı kurgular oluşturmak istiyorum. Yani hayal gücümün gelişmesini istiyorum, bunu neler yaparak başarabilirim?

Bu soruya muhtemel olarak kitap okumamı tavsiye edeceksiniz. Bu konuda başka bir yöntem arıyorum. Bunu yukarıda yazmayı unuttum fakat şimdi söyleyeyim. Kitap okumayı çok seviyorum. Çeşitli yazarlar, çeşitli kurgular ve birçok kitap okuyorum. Kitap okumak neredeyse yaşam biçimim haline geldi.

Çok uzun yazdım galiba, kusura bakmayın. Diğer bloglarınıza da bakacağım. Yorumuma cevap verirseniz beni çok mutlu edersiniz. Şimdiden çok teşekkür ederim.

Mustafa Acungil dedi ki...

Merhaba adsız : )

Yazdığın yorumdaki tek dil hatası, adsız kalmış olman. Ama o da bilinçsizce de olsa bir tercih kullanımı olmuş sanki.

Öncelikle derdini çok iyi ifade ediyorsun. İmlada, cümle kurumlarında, seçtiğin kelimelerinde hiç hata yok. (Sadece bir cümle biraz zorlama kalmış...)

Derdini böyle güzel ifade edebiliyor olman çok önemli bir artı. Okuduğun kitapların etkisi de belirgin bir şekilde ortaya çıkmış oluyor böylece.

Senin üretmeye başlamaya ihtiyacın var.

Adsız da olsa bir blog oluşturmaya ne dersin? Kim olduğunu belli etmen şart değil. Hatta bu yaşta kimliğini gizli tutman belki daha iyi olabilir. Gelecekte görüşlerin, duyguların değişebilir, internete yazdıkların neredeyse kalıcı hale geldiğinden sonradan kurtulmak istediğinde kurtulamayabilirsin.

Bir blog oluşturup orada yazdıklarını paylaşmak daha ciddi bir şekilde üretim yapmaya başlamanı sağlayabilir.

Kendine seni biraz zorlayacak, ama boyunu aşmayacak hedefler belirle. Mesela uzun bir hikaye yerine kısa bir hikaye parçası... hayal ettiğin bir durumun birkaç paragrafta ifadesi gibi şeyler. Ama hedefin önceden belli olsun ve o hedefi gerçekleştir.

Başka ne önerilerim olabilir:

İngilizcen varsa, özellikle Amerikalıların yazdığı kurgu üzerine çok güzel kitaplar var. Nasıl yazar olunur tarzında kitaplar, onları okuman faydalı olabilir.

Yazılabilecek tek şey kurgu da değil. Hikaye, roman değil de belki şiir yazmak istersin? Belki makale ya da deneme yazmak daha hoşuna gider... Farklı tarzlara bir göz atmanda fayda var.

Tüm bunları yaparken, okulunu, aileni, çevreni ihmal etme. Yazarlıktan para kazanmak çok kolay değil. Başka bir mesleğin yanısıra yazarlık yapmak zorunda kalabilirsin yıllarca. Bunun için de tabii başka bir meslek edinebilmiş olman gerekir.

Biraz karışık yazdım ama sanırım bazı kıvılcımlar sağlamışımdır. Oku, düşün, tekrar yaz buraya. Yorumlar üzerinden konuyu tartışmaya devam edebiliriz.

Aynı adsız olduğunu anlarım umarım. : )

senem dedi ki...

slm,ben de bir yazar olmak istiyorum.Yazım acayip kuvvetli ve yarışmalara hikayeler göderiyorum.Fakat başlamak için fikir bulmak çok zor oluyor. Bu konuda bana enkısa zamanda yardım ederseniz çok sevinirim.

Mustafa Acungil dedi ki...

Başlangıç fikri aslında kolaylıkla aşılabilecek bir konu.

Rastgele bir kitap aç, birkaç paragraf oku. Oradaki kişiler ya da gerçekleşen olayı kendine başlangıç alarak yaz.

Sokağa çık, insanları gözle. Dikkatini çeken bir davranışı ya da bir kişiyi kendine başlangıç noktası yapıp üstüne bir hikaye kur.

Haberleri izle. Her gün ana haberlerde romanlara konu olabilecek olaylar geçiyor.

Yelkenlerini açtığında er geç bir rüzgar yakalarsın. İstediğin rüzgar olup olmadığı, seni ne kadar ileriye taşıyacağı, istediğin yöne gidip gitmeyeceği ayrı bir konu tabii. Ama sorunu sadece başlangıç noktası gibi düşünüyorsan, unutma ki dünyadaki her nokta bir başlangıç noktası olabilir.

Adsız dedi ki...

Merhaba, ben 13 yaşındaki adsız.

Tavsiyelerinizi dikkatle okudum ve sindirdim; fakat yanıt yazmakta sanırım biraz geç kaldım.

Aslında benim günümü, yaşadıklarımı, duygularımı anlattığım bir blogum var. Belki yazma becerim burada gelişmiş olabilir; fakat yine de ben kendimi yeterince gelişmiş bulmuyorum.

Kendimi geliştirmek için sürekli yazmam gerekiyor; ama ne yazık ki her gün yazamıyorum. Çünkü haftaya gireceğim önemli bir sınav var. Tüm yıl boyunca çalıştığım bu sınav yüzünden, yazma tutkumu biraz erteliyorum.

Sınavdan sonra önerilerinizi bir bir uygulayıp, yazı tekniğiyle ilgili olan kitapları okuyacağım.

Yanıtınız ve olumlu düşünceleriniz için çok teşekkür ederim.

Mustafa Acungil dedi ki...

Rica ederim.

Yazmaya gönül vermiş çok insan var ama yazmakla hayatını kazanabilen insan sayısı çok daha az.

Bu yüzden, çoğumuz için, yazmayı hayatımızın kalanını sekteye uğratmayacak şekilde ayarlamak gerekiyor. Sınav için verdiğin ara, yazma tutkunu sağlıklı sürdürebilmek için de gerekliydi zaten. Doğrusunu yapmışsın.

Başarılar...

Adsız dedi ki...

ben kardelen TANTOĞLU 12 yaşındayım kitap okumayı çok seviyorum fakat yazmaktan sıkılıp bıraktığım 7 tane kitabım var yazmakla ilgili yazdıklarınızı denedim başka ne önerebilirsinis? pratik bir çözüm var mı? veya ne zaman yazmam gerek tiğini yazarmısınız ?

Mustafa Acungil dedi ki...

Başlamak işin yarısıdır. Ama bitirmek de diğer yarısıdır.

Biraz hedef küçültsen belki? Uzun soluklu bir kitap yerine, öyküler deneyebilirsin mesela. 7 tane başladıysan, bir tane de bitirdiğin birşey yazmayı deneyebilirsin.

Adsız dedi ki...

çok teşekkür ederim deniyicem
KARDELEN TANTOĞLU

Tutkulu BirYazar dedi ki...

Merhaba Mustafa abi,
Benim bir blogum var, içinde de birkaç yazı...
İnsan yeni başlayınca usta bir elin kırmızı çizgilerine ihtiyaç duyuyor.
Ricam şu ki;
On yedi yaşındaki kardeşinin yorumsuz yazılarını tatlı üslubunla renklendirmen; bloguma can vermendir.
Esirgeme yorumunu benden abi...
Yeni yola çıkanın haritası ol yani...
Vesselam!
www.irfanyurdu.blogspot.com

Mustafa Acungil dedi ki...

Merhabalar Tutkulu Yazar.

Blogunu okudum. Kendini ifade etmekte bir sıkıntın yok. Temel düzey tamam.

Şimdi biraz ilerisine gelelim.

Övgüler olmayacak, ama yergi diye de düşünme yazacaklarımı. Sadece seni ilerletmek için katkı sağlayabileceğim noktaları düşünerek yazıyorum...

1. Noktalamalarda ufak hatalar var. Noktalardan virgüllerden sonra bir boşluk bırakmayı unutuyorsun bazen. Okumayı zorlaştıran bir unsur dikkat et. (Bu temel seviyeyle ilgiliydi ama napıyım, önemli!)

2. Deyim ya da tabir denebilecek bazı şeyleri kullanmayı seviyorsun. Bunları biraz fazlaca kullandığın, biraz yanlış kullandığın, biraz da yersiz kullandığın durumlar olmuş. Dilini hafiften sadeleştirmeyi yani bu deyim ve tabirleri biraz azaltmayı deneyebilirsin. Kullandığın şeylerin doğru olduğundan emin olmayı düşünebilirsin. (Milel aşk değil, minel aşk diye biliyorum ben, aşk yüzünden anlamında... Belki ben yanlış biliyorumdur.) Bir de yersizlikle ilgili sidik yarıştırmak tabirini kullandığın bir yer var. Yeri gelir kullanılır ama o yazının orasında yapıştırma gibi durmuş.

3. Çok büyük düşünmüşsün, Şubat'ta kategorileri beş altı tane birden girmişsin. Ama sonra Mayıs Haziran gibi birkaç yazı yazabilmişsin. Küçük gir, giderek büyüt. Kendine kocaman kayalar yükleyip altında kalma.

4. Temel seviyeyi geçmiş sayılabileceğine göre, bir sonraki adım için altın soru: İnsanlar yazdıklarını neden okusun? Unutma ki, her insanın bir günde belirli sayıda saati var. Neden o saatlerin bir kısmını senin yazdığın bir şeylere ayırsınlar? Demek ki birşey sunabilmen gerekiyor. Sadece kafandakini ifade etmen yetmez. Ya fikir olarak, ya üslup olarak, ya eğlence olarak, ya yaratı olarak değeri olacak, harcadığı zaman için insanları pişman etmeyecek şeyler üretmek gerekli. Kafandakini yazmakta pek zorluk çekmediğine göre, kafandakileri böyle yazabilmeye yönelmenin vaktidir.

Son bir öneri: Şiir yazmayı düşündün mü hiç? Seversin gibi geldi bana...

Tutkulu BirYazar dedi ki...

Öncelikle yorumunuz için teşekkür ederim...

Büyük düşünüp, küçük başlamaya karar verdim...

İnsanlar neden beni okusunlar üzerinde kafa yormaya başladım...

Üslubumu daha da oturtmaya karar verdim.

Teşekkürler...

Adsız dedi ki...

Merhaba,
Ben yazmayı ne kadar çok sevsem de başarısız olunca tüm yazma hevesim kaçıyor. Yazarların hayatlarını okuyorum ve hepsinin de daha ilk yıllarında çeşitli öykü-roman-kurgu vs gibi yarışmalarda ödül kazandıklarını görüyorum. Ben de bir kez öykü ve bir kez kompozisyon yarışmasına katıldım ama dereceye bile giremedim. Amacım sadece yazmak ama yazdıklarımın beğenilmesini de istiyorum. Diğer türlü sanki boşa kürek çekiyormuşum gibi geliyor. Sizce ne yapmalıyım yazımı geliştirmek için?

Mustafa Acungil dedi ki...

Bu, devam etmemek anlamına gelmesin sakın. Lütfen olumsuz da alma eleştirilerimi.

Daha iyi devam etmen için haddim olmadan yapabileceğimi düşündüğüm önerilerdi bunlar. Umarım faydalı olur.

üzgün dedi ki...

selam.bende okumayı seven biriyim ve okudugum kitaplardan etkilenip aceba bende yazabilirmiyim diye düşünüp google nasıl yazar olunur diye yazdım bilgi edinebilirim belki diye ama okuduklarımdan biraz korktum açıkcası herkes aşmış kendini ben kendimi çok zayıf hissettim.Bide benim hiç destekleyenim yok bazen yazıyorum kendim okuyor begeniyorum ama eşim veya kızım okuyup gülüyorlar buda beni üzüyor.Aslında okumak kadar yazmanında bana iyi gelecegini düşünüyorum.

Mustafa Acungil dedi ki...

Herkes iyi kötü bir yerden başlamak zorundadır. İlk yazdıklarınızın mükemmel olmasını beklemenize gerek yok. Gerçekten yazmak istiyorsanız, yazdıkça daha güzelleşecektir.

Kişinin yakınları bazen destek olur bazen köstek. Destek oldukları alanlarda ilişkileri ilerletmek, köstek oldukları alanlarda biraz sığlaştırmak iyi gelebilir.

Hayatınıza olumsuz bir etkisi olmadıktan sonra bir hobi olarak yazmak gayet hoş olabilir. Konuştuğunuz onca zamanı düşünün. O zamanlardan birazını da yazmaya harcamanın ne zararı olabilir ki?

Üstelik zamanla bu yeteneğinizi geliştirip bir hobinin ötesine geçmeniz de mümkün olabilir.

Ne zararı var?

üzgün dedi ki...

Bana cevap verdiginiz için teşekkür ederim.sanırım yazılarım hobi olarak kalacak:((

Mustafa Acungil dedi ki...

Hobi olarak kalsa bile yazmak güzel bir uğraştır. Profesyonel olmak istiyorsanız bile bir yerden başlamanız gerekir sonuçta. Kimse yazar olarak doğmuyor. En uzun yol bile ilk birkaç adımla başlar.

üzgün dedi ki...

Evet haklısınız tabiki yazmanın ne zararı olabilir beni okuyanların tepkisi korkutuyor eleştirilere açıgım ama dalga geçilmesinden korkum.Gerçekten yazmak istiyorum ve daha öncede söledigim gibi yazdıklarımı ben begeniyorum dahası bana iyi geliyor yazmak tekrar teşekkürler...

üzgün dedi ki...

Mustafa bey;yeni yazmaya başlayanlara nasıl kitaplar okumasını önerirsiniz.Ben her tür kitap okuyorum.Beni yazmaya teşvik edicek birazda cesaretlendirecek ne gibi kaynaklar okumalıyım?

Mustafa Acungil dedi ki...

Stephen King'in On Writing diye bir kitabı var. Türkçe'ye de çevrildi. Ama ismini hatırlamıyorum. Ondan başlamanızı tavsiye ederim.

Yazmayı düşündüğünüz tür hangisi? O türün iyi yazarlarını okuyun ayrıca...

Adsız dedi ki...

meraba bnde kitap yazıyorum.fakat çalıştıgım için fazla vaktim olmuyor. en kısa zamanda tamamlamayı planlıyorum.17 yasındayım vampir kitabı yazıyorum ama yazarken guzel bir fikir bulamayınca kısa bir sure sonra sıkılırum. benmde yazım kurallarıyla basm derte ama bu kitabı cıkarmayı cok istiyorm bana bu konuda bilgi verirsenz sevinirm.

Mustafa Acungil dedi ki...

Bu blog'umda ve http://mustafaacungil.wordpress.com adresindeki blogumda beraber yayınladığım Romanda Olay Örgüsü diye yabancı bir kaynağa dayalı ama daha çok notlar şeklinde bir yazı dizisi var. Onu incelemen fayda sağlayabilir.

büsra dedi ki...

meraba mustafa bey adm busra vampir romanı yazıyorum.ancak ben konular icide konu bulmakta zorlanıyorm.aklımda bır cok konu var. fakat cogu bast seyler benim kitabım farklı olsun istiyorm.aslında bitane yazdm.okudugm kitaplar arasnda pek bı farklılk yoktu.şimdi yenisine basladm.kısaca anlatm. hilal
annesıyle yasayan bir genc kiz annesınin ölümünün ardndan kimseyle konusmaz zamanın büyük bi kısmını mezarlıkta gecirr.annesnin mezarında uyuyakaldıgı bir gece vampirlern saldırısına ugrayacgı zaman cok guclu bir vampr digerlerini durdurr işte bu vaktten sonra kızımz hılal bu gizemli vampirimzn pesnden sürklenr. bu kitabımn bası sizce guzel mi? önerlernzi ve fikrlerinzi bekkliyorm

Mustafa Acungil dedi ki...

Vampir kavramı Batı'nın kültüründe olan bir şey. Hayalet de öyle mesela... Bakın Türkiye'de vampir ya da hayalet romanları ya da filmleri korkutucu bulunuyor mu? Bence hayır. Ama bizim kültürümüzde olan mesela bir cin kavramıyla ilgili filmler çok daha etkili.

Yeni bir şeyler yazmadan önce Saygın Ersin'den okumanızı tavsiye ederim. Erbain Fırtınası'nı bir de Zülfikar'ın Hükmü'nü...

arzu dedi ki...

merabalar bende bu sayfada yorum yazan herkes gibi okumayı yazmayı çok seviyorum..Hedeflediğim bişeyin muhakkak peşinden giderim..böyle bir hırsım olduğu içinde kendimi aşırı derecede yoruyorum..Yazma konusuna gelincede aynı şekilde davranıyorum..mesela bir şiire veya kısa bir romana başladığımda sonunu hemen görmek istiyorum..Ama aynı zamandada kusursuz olmasını istiyorum..Tabi haliylede kusursuz olsun isteğide bi hayli zaman alıyor..böyle oluncada ister istemez stres oluyorum..Benim sorum şu..Bu durum benim için olumlumu olumsuzmu..

arzu dedi ki...

mustafa bey! Ben yazarken noktalama konusunda yetersiz kalıyorum.. Bu yetersizliğim yazar olma yolunda ilerleme isteğime engel midir? Bide şöle bir soru sormak istiyorum.. Şu anda nacizane yazmaya çalıştığım romanımda şiire aşık bir kızın hem yaşam hikayesini satırlara dökmeye çalışıyorum hemde hikayenin içinde kızın yaşadığı mutluluğu hüznü yani olumlu vaya olumsuz yaşadıklarını kendi ağzıyla şiirle tamamlıyorum..özetle romanla şiiri bütünlüyorum.. sizce bu çalışmam mantıklımı? Şunuda söylemeden geçmek istemiyorum yazdıklarım konusunda aşırı seçiciyim..inanım belki 200 şiir yazarım ama o şiirler arasında en fazla 2 tanesi içime siner..şuanki romanımda içime sinenlerdn birisi..öyleki yazmaya başlamadan önce en büyük ilham kaynağım olan fon müzik eşliğinde yazıyorum.. Bu zamana kadar keyifle yazdığım tek romanım diyebilirim..."Yasak aşk" yasak aşkın içinde çırpınan esirler.. Ruh ve beden zincirlere vurulmuş. Çığlık çığlığa isyan eden, sesini duyuramayan sessizlik.. Yasak aşk için savaşan, kalp ve beyin yaralı.. Kan çanağına dônen gözlerden, akan yaşların sayısı belirsiz.. Darbe vuran imkansızlıklara, dayanamayan yürek.. Sonunda, aynı sonsuzluğa gömülen, yasak aşk ve beden..noktalama yanlış biliyorum. Bunada yorum yaparmısınız eleştiriye açığım..

Mustafa Acungil dedi ki...

Öncelikle ilk yorumuna cevap yazayım Arzu:

Kusursuzluk isteği ve sabırsızlık.

Her ikisinin de kontrol altında tutulması gerekiyor. Bence mükemmel diye bir şey yoktur. Ulaşılabilecek bir hedef değildir. Ulaşmaya çalışmanın zaman maliyeti de çok yüksek olabilir. O yüzden içine sinecek kadar iyi daha geçerli ve sağlıklı bir hedef olabilir. Ama pek çok şaheserin de mükemmellik takıntılı insanlar tarafından ortaya konduğunu da unutmamalı... : )

Sabırsızlık da sonuca ulaşmaya etkisi açısından düşünülmeli. Bir an önce sonuç almayı istemek, çalışmanı olumlu etkiliyor, seni gereğinden fazla yıpratmıyorsa iyi. Ama bıkkınlık ve vazgeçmeye sebep olacak kadar, ya da kişisel olarak seni çok yıpratacak kadar sabırsızlık içinde oluyorsan, onun ayarını biraz düşürmekte fayda var...

Mustafa Acungil dedi ki...

İkinci yorumuna cevaplar:

Bir metnin okunabilirliğinde şekil şartları da çok önemli. Noktalamadan daha önce düşünmen gereken konu bence paragraflar. Yazdığın metnin içinde aktarmak istediğin konuları, unsurları paragraflarla birbirinden ayırman, her paragrafın kendi içinde bir sunum mantığı olması, istediğin şeyleri aktarmanda çok faydalı olacaktır.

Paragraftan cümleye doğru geçiş yapacak olursak... (Bak burada ikinci konuya geçerken paragrafla ayırmış oldum.) Cümlelerin doğru okunabilmesi ve anlaşılabilmesi için de noktalamaları uygun yapmak çok etkili olacaktır. Yanlış konulan bir virgül cümlenin anlamını tamamen tersine bile çevirebilir. (Çok klasik bir örnek: Oku baban gibi, eşek olma. Ya da: Oku, baban gibi eşek olma.)

Bir de duygusallık olayı var. Yazdığın yorumdan sırılsıklam duygusal takılıyormuşsun gibi bir his oluştu içimde. Duygusallığın aşırısı çok sakıncalı olabilir. Aktaracağın durum, anlatacağın kişiler duygusal yönü çok ağırlıklı kişiler olabilir. Bu, senin üslubunun sırılsıklam duygusal olması gerektiği anlamına gelmez. Okuyan kişiyi bunaltacak bir üslup kullanmamak gerekli. (Öyle yapıyorsun diye demiyorum, sadece bir tehlikeye işaret ediyorum.)

arzu dedi ki...

Öncelikle yazdıklarınız için çok teşekkür ederim..ayrıca yorumlarınızı kesinlikle dikkate alıcam.. Yorumunuzda sabırsızlık ve sonucu görme isteği çalışmanızı olumlu etkiliyor fakat bu durum size vazgeçme isteği uyandırıyosa olumsuz olduğunu söylüyosunuz.. Yani birebir böyle yazmadınız kelimelerle azıcık oynadım.:) şaka biyana bende şu şekil ifade edeyim size.. Sabırsızlığm ve sonucu görme isteğm bana bıkkınlık vermiyo.. Aksine beni dahada hırslandırıyo ve daha çok yazmama neden oluyo bu yüzdnde gereğnden fazla yoruluyorum..benim size sormak istediğmde bu konu benim için olumlumu olumsuz muydu? Anlattıklarınızı okuduğumdada cevabımı aldım tekrar teskkür edrim.. Sizinle bi yazımı daha paylaşmak istiyorum ve okuduğunuz zaman nereleri beğenip veya beğenmediğinizi bana nednleriyle anlatırmısınız? "KADER" Hayatımız bir oyun sahnesinden ibaret... Yazarı ve yönetmeni kader oyuncularıysa biz insanlar... Kader yazdığı oyunda bazen tebessüm ettirir bazende iki göz iki çeşme misalı ağlatır... Mecburuz bizim için yazılan bu oyunu oynamaya. Çünkü itiraz etme baş kaldırma hakkı daha doğmadan alınmıştır elimizden.. O yüzden doğuştan ölüme mühebbet mahkümuz kadere......

Mustafa Acungil dedi ki...

Birinci dikkat edilecek nokta: Paragrafların önemi hakkında yazdıklarımı doğrudan es geçmişsin...

İkinci nokta: Kader gerçekten ilham verici bir konu. Ama verdiği ilhamla yazdığımız şeylerin okuyacak kişi için vakit ayırıp okumasına değdiğine inanacağı bir havası olmalı. Kendisinin de rahatlıkla ifade edebileceği kadar sade olabilir. Ya da çok karmaşık da olabilir. Önemli olan acaba okunmaya değer bir şey oldu mu yazdığımız, belki kendi kendimizin hakemi olup buna karar vermeliyiz.

Kader kelimesinden ilhamla yazıldığı söylenen bir roman vardır. Yanlış hatırlamıyorsam Victor Hugo galiba bir kilisenin duvarında kocaman yazılmış kader kelimesini görür. O kelimenin ilhamıyla yazılan roman: Sefiller.

Okumadıysan, okumanı tavsiye ederim.

arzu dedi ki...

Tecrübelerinize dayanarak yazma konusunda yetersiz kalıdığmı düşünüyosnuz sanırım... Haksızda sayılmazsınız aslında.. Ama beceremesemde yazıcam yazmalıyım.. Çünkü mutsuzluğumu hüznümü anck satırlarla paylaştığımda unutuyorum... Kendimle yüzleşiyorum doğrularımdan emin olup yanlışlarımı eleştiriyorum.. Özetle yazmayı hobi olarak değil benim için nefes alıp vermek kadar önemli olduğu için yazıyorum... Yazmaya nekadar önem veriyosam paylaşmakta okadar önemli benim için o yüzden ömrüm yettiği sürece çalışacağım...

Mustafa Acungil dedi ki...

Yetersiz kaldığını düşünmüyorum. Ama öte yandan hiçbir yetenek de doğuştan mükemmel edinilmiş olarak gelmez.

Yürümeyi bile binlerce kez düşerek öğrendik.

Önemli olan niyet ve kararlılıktır. Onlardan yana bir sorunun yok. Ben sadece ufka doğru giderken yöntem konusunda birkaç öneride bulunmaya çalışıyorum.

Daha belirgin vurgulayarak özetleyeyim:

1. Yazdıklarının okunacağını düşünerek yaz. Okunmasını kolaylaştıracak şekilde paragrafların kullanımına ve noktalama işaretlerine dikkat et. (Bu seferki yorumunda buna biraz daha özen gösterdiğin görülüyor.)

2. Gerçekten bir gün yazar olmayı hedefliyorsan, sadece kendini rahatlatacak şekilde yazmanın ötesine geç. İnsanlar bunu neden okusun? Bu soruyu her an aklında tutmasan da arada bir düşün.

Kararlılıkla ve daha iyi olmaya yönelik çaba göstererek yazan ve yazmaktan vazgeçmeden devam eden her insan, gittikçe daha iyi bir yazar olur.

Bu, senin için de geçerli benim için de...

Adsız dedi ki...

Bili-yorum... Bıçağımı kendime doğru... kalemimden akan kanından yazıyorum bu cinnet kelimeleri. Bağışladım yüzde yüz benim... her yüzde bir kaç yüz daha.. say bakalım kaç ettik ? yanlız gidilen yolların karanlığı... bırak izlerini hiç kullanılmamış el fenerlerinin ışığıyla.. ellerin fenerleri yanmaz. biliyorum... hiçmiş gibi geçmiş.. üzülme devrik cümlelerinin devrik öznelerine .... ! m_izgu@hotmail.com - Muhammet İZGÜ

Mustafa Acungil dedi ki...

Hoş. Biraz fazla kapalı, biraz fazla çift anlamlardan akla gelmeyenlerine dayalı. Ama tarz ve tercih meselesi. Ben satrançta da vezir gambiti yerine hep şah gambitini tercih ederim. Vezir gambiti tercih edenlere niye şah gambiti düşünmüyorsun dememeli : )

El feneri olayı özellikle hoşuma gitti...

safiye durhan dedi ki...

Bugün gündönümü,ilkönce üstündeki karın kendisini engellemesine rağmen ,sonbahardaki yaprakların rüzgara dayanamayıp düşmelerine inat ,soğuk kış rüzgarlarına kafa tutarcasına narin ama dayanıklı dallarıyla hayata merhaba diyen kardelenler açacak.Kışta açan bahar çiçekleri zorluklara rağmen yaşamanın simgesi.Ardından baharlar açacak,aceleci baharlar ,uufacık bir kış güneşine aldanıp serpiliveren.Sonra güneş gerçek yüzünü gösterecek.çok aydınlatan,çok ısıtan.
Benim hayatımda ise kardelen dönemini çok sert bir kış yaşayarak geçirdik.Şimdi kış güneşine aldanan aceleci baharların karayel ve poyrazla savruluşunu yaşıyorum.Herbir bahar çiçeginin kopup gidişi benim de umutlarımın yokolması gayretlerimin boşa gitmesi anlamına geliyor.Çetin bir kış bitti derken yine başlıyor.Sonuçsuz mücadeleden ,sürekli hayal kırıklığından çok yoruldum.
Nefes alabilmek için mis kokulu yemyeşil bahara,umutlar kırıldığı için ağırlaşan ruhumun ise yaz güneşinin aydınlığına ve sıcaklığına ihtiyacı var.
En kötüsüde bu durumu değiştirmek
için başka yapılacak ne var bilmiyorum?Dua ile bekliyorum.

büşra dedi ki...

o kadar çok aradım ama sonunda doğru yeri bulduğumu düşünüyorum uzun süredir bana faydalı olabilecek yazarlıkla alakalı bir site arıyordum ve buldum.yazdıklarınız o kadar güzel diyaloglar ki bana çok faydası oluyor teşekkürler. bende yazar olmak istiyorum çok ama çok istiyorum.ama nereden nasıl başlayacağımı bilmiyorum daha lise öğrencisiyim sizce nereden başlamalıyım. çok kitap okuyorum

Mustafa Acungil dedi ki...

O zaman yazmaya da başla... Çok büyük hedefler koyma. Çok küçük hedefler de koyma. Yapabileceğin ama yaparken seni bir parça zorlayacak hedefler koy. Gelişmenin yolu budur.
Büyük düşün, küçük başla. Gözün karşıda olsun, ileride. Ama ayakların yerde sonraki adımı atsın.
Seni destekleyecek bir iki arkadaşın da olursa çevrende -bu belki annen bile olabilir- yazdıklarını okuyabileceğin, bezdirmek ya da cesaret kırmak değil, cesaret vermek ve önerilerde bulunmak şeklinde katkı yapabilecek, daha da iyi olur.

büşra dedi ki...

çok teşekkür ederim peki nasıl şeyler yazmakla başlamalıyım.ve nasıl kitaplar okumalıyım sizce

Mustafa Acungil dedi ki...

Ne tür şeyler yazmak istiyorsun? Ona göre değişir.

Kurgu yazmayı düşündüğünü varsayarsak...

Roman gibi büyük ölçekli şeylerle başlama. Hikayeler yazabilirsin. Ya da parçalar yazabilirsin... Mesela bir karakterle ilgili, bir durumla ilgili. Baktın yazmak iyi gidiyor, daha büyük ölçekli de düşünmeye başlayabilirsin.

Yazmayı düşündüğün türde şeyler oku. Ama okurken neyi beğenip beğenmediğini, seni nelerin etkilediğini, neleri iyi bulduğunu, neleri kötü bulduğunu düşün. Ya da okuyup bitirdikten sonra bir de bu gözle analiz et okuduklarını.

Ayrıca yazma üzerine çeşitli kitaplar da var. Bunlardan bazılarıyla ilgili bu blogda da tanıtım yazıları bulabilirsin. Mesela Stephen King'in yazma üzerine bir kitabı vardır, onu okumayı düşünebilirsin.

büşra dedi ki...

teşekkürler muhakkak okuyacağım peki ben şu anda lise bire gidiyorum seneye hangi bölümü seçmeliyim

büşra dedi ki...

bir şey daha sormak istiyorum sizce okuduysanız tabi Ayşe KULİN nasıl bir yazar.ondan esinlenerek yazsam benim için örnek faydalı olabilir mi?

b dedi ki...

bu site artık kullanılmıyor mu?

Mustafa Acungil dedi ki...

Büşra'ya cevap:

Hangi bölümü seçeceğin çok kişisel bir karar. O konuda kendin düşünüp karar vermelisin. Yazarlığı bir hobi gibi de düşünebilirsin, meslek seçiminde ana faktör olmayabilir.

Yine Büşra'ya cevap: Ayşe Kulin'den birkaç kitap okudum. Çok özel olarak takip ettiğim bir yazar değil. Ancak Türkiye'de başarılı, kitapları çok satan bir yazar.

b'ye cevap:
Farklı başlıklar altında yaptığım çalışmaları http://mustafaacungil.wordpress.com adresinde birleştirdim. Daha çok o adreste yazıyorum artık.

ramazan dedi ki...

Ben lise 2 ye gidiyorum ve kitap okumaya başladım.Sitenizi yeni keşfettim.içimde aşırı derecede yazar olma isteği var.Bu isteğim dünyaca tanınmış ve türünün ustaları olan iki önemli yazardan kaynaklanıyor.J k rowling e Agatha christie.Biri fantastik,bilim kurgu alanında yazıyor, diğeri ise polisiye,dedektiflik üzerine.Ikisini de aşırı derecede kıskanıyorum.Onların kendilerini nasıl geliştirdiklerini,hangi yollardan geçip bugünlere geldiklerini aşırı derecede merak ediyorum.Sormak istediğim sorular nedeniyle yayın uzun olacak.Şimdiden affınıza sığınıyorum.Soruları 2 günde düşünüp hazırladım.
1.Kafanda hiçbir şey yok.Okumaya da yeni başladım.Acaba yeni başladığım için mi kafamda belirli bir olay kurup kağıda aktaramıyorum?
2.Okurken kelime atlıyormuşum gibime geliyor ve sürekli geri dönüşler yapıyorum.Bu da beni sıkıyor.Kelime bulanan aklıma hiçbir zaman iyi bir yazar olamayacağım düşüncesini getiriyor.
3.Fantastik türü çok severim ama aşk,romantik türü de severim.Bu,ilerlemeyi düşündüğüm türü daha çok okuyup diğerini ihmal etmem anlamına mı geliyor?
4.Diyelim bir hikaye yazmaya başladık ama bir zamandan sonra hikaye başka bir eserin taklidi olmaya başladı ya da herkesin bildiği klasik bir hikaye oldu.Bu durumda ne yapmalıyız?
5.En önemli sorum.benim dönüm noktam bile diyebilirim.Bir kişinin yazarlığın temellerini attığı nereden anlaşılır?Herkes yazar olamaz.Peki yazar olan kişilerin serüveni nasıl bir kıvılcımla başlamıştır?yani yazarlık kapasitesinde olduklarını ya da olabileceklerini önceki yaşlarda nasıl anlamışlardır?

Ramazan dedi ki...

İLK METİNDE KELİME HATALARI VARDIR LÜTFEN BUNU OKUYUN.

Ben lise 2 ye gidiyorum ve kitap okumaya başladım.Sitenizi yeni keşfettim.içimde aşırı derecede yazar olma isteği var.Bu isteğim dünyaca tanınmış ve türünün ustaları olan iki önemli yazardan kaynaklanıyor.J k rowling ve Agatha christie.Biri fantastik,bilim kurgu alanında yazıyor, diğeri ise polisiye,dedektiflik üzerine.Ikisini de aşırı derecede kıskanıyorum.Onların kendilerini nasıl geliştirdiklerini,hangi yollardan geçip bugünlere geldiklerini aşırı derecede merak ediyorum.Sormak istediğim sorular nedeniyle yazım uzun olacak.Şimdiden affınıza sığınıyorum.Soruları 2 günde düşünüp hazırladım.
1.Kafamda hiçbir şey yok.Okumaya da yeni başladım.Acaba yeni başladığım için mi kafamda belirli bir olay kurup kağıda aktaramıyorum?
2.Okurken kelime atlıyormuşum gibime geliyor ve sürekli geri dönüşler yapıyorum.Bu da beni sıkıyor.Kelime atlamamam aklıma hiçbir zaman iyi bir yazar olamayacağım düşüncesini getiriyor.
3.Fantastik türü çok severim ama aşk,romantik türü de severim.Bu,ilerlemeyi düşündüğüm türü daha çok okuyup diğerini ihmal etmem anlamına mı geliyor?
4.Diyelim bir hikaye yazmaya başladık ama bir zamandan sonra hikaye başka bir eserin taklidi olmaya başladı ya da herkesin bildiği klasik bir hikaye oldu.Bu durumda ne yapmalıyız?
5.Günlük yazmaya başladım yazmak için.İyi bir yerden mi başlamışım acaba?
6.En önemli sorum.benim dönüm noktam bile diyebilirim.Bir kişinin yazarlığın temellerini attığı nereden anlaşılır?Herkes yazar olamaz.Peki yazar olan kişilerin serüveni nasıl bir kıvılcımla başlamıştır?yani yazarlık kapasitesinde olduklarını ya da olabileceklerini önceki yaşlarda nasıl anlamışlardır?

öykü özer dedi ki...

13 yaşındayım ve 2.dönem başladığından beri hikaye yazıyorum.Beni hayatımda en mutlu eden şey.Aslında bunları gizli yazıyordum ama yazdığım öğrenilince biraz utandım.Artık utanmıyorum ve yazdıklarım duyulsun ve yaşımdakiler okusun istiyorum.Bunun için büyümem mi gerek? Birde diyelim ki bir yazar oldum.Kitaplarım satılmazsa uğradığım zarar çok mu kötü olur?

söyleyemem dedi ki...

Merhaba.Ben 13 yaşında bir kızım.12 yaşında iken öğretmenim bizlere bir kitap yapın diye ödev vermişti.Çok sevinmiştim çünkü;kitap yazmayı çok severim ve kısa kısa hikaye ve masallarım vardır.İşte öğretmenim bana o ödevi verdiği gün masal kitabı yapmaya karar verdim ve bitirdim ona kapak yaptım.Sonunda kitap haline gelmişti.Herkes tarafından çok beğeniliyor fakat şu an başka bir öğretmenimde ben üç şey arasında kaldım.Bir kitap yapıp yayınevinde çoğaltacağım.Daha sonrada kitap evlerinde satacağım.Fakat bunu hangi şekilde yapsam bilemiyorum.Sizce nasıl yapabilirim?
A)Yazdığım kitabı çoğalttırıp satayım.
B)Yazdığım kitaba daha hikaye ya da masallar ekleyip çoğaltayım.
C)Bilindik kısa hikaye ve masallardan alıp tek bir kitap haline getireyim.
Birde benim yazar bir tanıdığım var.Onuda belirteyim.

Mustafa Acungil dedi ki...

Sevgili Ramazan

Hayli yoğun bir dönemime denk geldiği için ancak dönüş yapabiliyorum sana. İki gün düşünerek yazdığını söylemen ve ardından tekrar düzelterek göndermen de beni ayrıca duraklattı. Sıkışık zamanda hızla bir şeyler yazmak istemedim. O yüzden cevabım daha da gecikti.

Umarım sen de artık cevaptan umut kesmemişsindir.

Sorularına elimden geldiğince cevap vereyim:

1. Kafanda bir şeyler kurgulayıp kağıda başarıyla aktarmak istiyorsun. Bu bir hedef. Buraya ulaşmak için geçmen gereken yollar var. Unutma ki, yürümeye başlamak için de belki binlerce kere düşmen gerekti. Bebekken hatalardan, başarısızlıktan yılmadın. Başarısızlık sadece başarmak için yapılan denemelerdi. Aynı şey başarılı bir yazar olabilmek için de geçerli. Gerçekten istiyorsan, önce başaramayacaksın, sonra tekrar başaramayacaksın ve bir kez daha başaramayacaksın. Taa ki başarana kadar. Bu konuda, http://mustafaacungil.wordpress.com adresimdeki bilinçsiz yeterli menü linkiyle yer alan kitabımı okumanı öneririm.

2. Bir metni anlarkan çoğu zaman tekil kelimelerin nerdeyse hiç önemi yoktur. Şiir falan gibi çok özel bir metin değilse, arada onlarca kelime atlasan bile yine de doğru şekilde anlarsın. Çok fazla takılma...

3. Okumak güzeldir. Okumayı kesme. Ne sana keyif veriyorsa onu oku. Tek çeşit yemeği çok seversen, sadece onu yemezsin değil mi? En sevdiğin çeşitten bol oku, ama başka çeşitlerden de oku. Sürekli sadece tek bir alanda okursan, ufkun daralır. At gözlüğü takmışa dönersin.

4. Yeniden başla. İster bir kez bitirip yeniden başla, istersen hemen. Kalıba düştüğünü düşündüğün yere dön mesela, kahramanlarından birinin başına olmadık bir şey getir. Sonra bir bak bakalım acaba bundan sonra ne olurdu?

5. Başarılı olsan da olmasan da yazmaya devam edebileceğin türde bir şey yazmak iyidir. Bir roman ya da hikaye yazarken takılıp kalabilirsin. Ama günlük yazarken takılacak bir şey yok, takılırsan takıldığını bile yazabilirsin. Asıl katma değerli yazmalarına ayıracağın vakti baltalamadıkça yazmaya devam etmek açısından iyi olabilir.

6. Başarılı olan her insana karşılık aynı hedef uğruna yola çıkıp yolun bir yerlerinde takılmış binlerce insan vardır. Başarısız bin insan ile başarmış o bir insanın her biri, yani binbir insan, aynı başlangıç noktasından geçip benzer şeyler hissetmiş olabilirler. Yolun dönüm noktaları için de benzer şeyler söylenebilir. Diyelim beşinci dönüm noktasına o başarılı arkadaşla beraber ulaşabilmiş beşyüz kişi daha olsun. Bu beşyüzbir kişinin her biri o dönüm noktasında benzer şeyler hissetmiş olabilirler. Başlangıçtaki anlar ve hisler gelecekle ilgili bir kesinlik sunmazlar. Önemli olan kararlılıktır. Hem zaten keyif aldığın bir şeyi yapıyorsan, nihai hedefe ulaşamasan bile yolculuktan da keyif alırsın.

Umarım cevaplarım yardımcı olmuştur.

Mustafa Acungil dedi ki...

Sevgili Öykü, yazdıklarını başkaları da okuyabilsin diye bir internet günlüğü tutmayı düşünebilirsin. Benim burada ve başka adreslerde yaptığım gibi.

Ama yaşın gereği birkaç şey hatırlatayım, aslında iki şey...

Birincisi günümüzle ilgili. Arkadaşlarının, yakın ya da uzak arkadaşlarının, akrabalarının, çevrenin yazdıklarına verecekleri tepkilerle ilgili henüz yaşın hayli genç olduğu için sıkıntılar yaşama ihtimalin var. Yani insanlar beklemediğin davranışlar gösterebilirler.

Bir de tabii gelecek var. Bu yaşta sakınca görmeden yazdığın bazı şeyler ilerleyen senelerde seni utandırabilir ya da sıkıntıya sokabilir.

İnternete yazılmış bir metni ya da konulmuş bir resmi vb. ortadan kaldırabilmek neredeyse imkansızdır. Bir kez oraya bir şey attın mı, çoğalma, iz bırakma riski çok yüksek.

Bunları seni korkutmak ve vazgeçirmek için söylemiyorum. Ama biraz editör desteği alman iyi olabilir. Güvenebileceğin ve sana köstek değil destek olacak bir yakınından (mesela annen olabilir) yayınlamayı düşündüğün şeylerin üzerinden beraber geçmek konusunda destek alma şansın varsa çok daha rahat edersin.

Şimdiden başarılar.

Mustafa Acungil dedi ki...

Yine sevgili Öykü...

Türkiye'de yazarak para kazanan insan sayısı az. Yazarak iyi para kazanan insan sayısı çok daha az. Ama reklam metni yazarlığından köşe yazarlığına, roman yazarlığından teknik doküman yazarlığına kadar pek çok alanda çok sayıda insan bu işten ekmek de yiyor.
Kurgu yazarlığı gibi maaşlı değil de serbest çalışmaya dayalı bir yazarlık türünün riski daha fazla. Öte yandan kurgu yazarlığı için hayatın çeşitli yönlerini tanımana yardımcı olacak başka bir iş de iyi olabilir.
Belki de yazarlığı ihmal etmene sebep olmayacak ama daha garantili olan bir işle birlikte yürütebilirsin yazı hayatını. En azından diyelim çalışma hayatının ilk beş on yılında.

Mustafa Acungil dedi ki...

Sevgili Söyleyemem...

Kitap yazabilmek ayrı bir şey, onu bastırabilmek ayrı bir şey. Bu konuda zaten yazar olan tanıdığınla fikir alışverişinde bulunman belki daha sağlıklı olur.

Ben bir arkadaşımla yazdığım İnternet üzerine teknik bir kitap ve iki makalemle katkıda bulunduğum yine bilişim üzerine teknik bir kitap hariç hiçbir kitabımı bastırmadım henüz. Aslında iki kişisel gelişim kitabım var, ama profesyonel işimden dolayı onların bastırılmasını takip etmeye pek vakit ayıramıyorum.
Eğer bastırma kısmında çok yol alamazsan, yazdıklarını internet üzerinden paylaşmayı da bir seçenek olarak düşünebilirsin. Belki para kazanmamış olursun ama en azından ürünlerini insanlarla paylaşmış olursun.

söyleyemem dedi ki...

Sevgili Mustafa Acungil,
Ben kitaplarımı internet üzerinden paylaşmak değil;kitap evlerinde satmak istiyorum.Belki bastırması zor olabilir ama olsun.Aslında benim tek korkum şu;arkadaşlarım benimle dalga geçerse.Birde benim aklıma bir şey daha geldi;bir çok kaynaktan bir çok hikaye ve masalları derleyip tek bir kitapta buluşturabilirim.Ama ya arkadaşlarım dalga geçerse ya da başkaları sen yazmadın ki derledin derse ne olacak?

Mustafa Acungil dedi ki...

Buradaki endişende haklısın. Başkalarının yazdıklarını derleyerek kitaplar çıkarılabilir tabii. Bunlara derleme ya da antoloji denir. Ve topladığın yazıların hak sahipleriyle önceden anlaşmış olman gerekir. Yoksa suç kapsamına girer.

söyleyemem dedi ki...

Eğer anlaşmış olmayıp kaynakçana yazmış olursan yinede suç işlemiş olur muyum?Çünkü ben şu anda kitabıma başladım.Sadece tanıdığımdan izin alabilirim o kadar.Birde şu var:Ben yayın evine kitabımı bastırmaya giderken CD'de slayt olarak götürsem olur mu?

Mustafa Acungil dedi ki...

Telif haklarına aykırı davranmış olursun. Kitapta açıkça kaynak belirtilerek istendiği gibi alıntı yapılabileceği belirtilmemişse, tanıtım amaçlı kısa alıntılar haricinde kullanamazsın.

Düşünsene sen çok iyi bir hikaye yazmış olsan. İnsanlar onu kendi toparladıkları kitaplara koyup bu kitapları parayla satmaya başlasalar... Olmaz tabii ki.

Baskı konusunda teknik noktalardan önce kitabın basılabilirliği, kabul edilip yayın programına alınması konuları da var. Yola çıkmadan önce bir yayınevi bulup konuşmak gerekir.

söyleyemem dedi ki...

Çok teşekkür ederim.Benim hazır bir kitabım var,kendim yazdım demiştim.O belkide 10-15 sayfa onu yapsam nasıl olur?Ama o da bana çok kısa gibi geliyor.Yoksa benim bir hikayem daha var,o da kısa bir kaç tane daha hikaye ekleyip bütün bir kitap halinde mi satsam?

Mustafa Acungil dedi ki...

Sahaya in istersen. Bir şansını dene. Ama bu işler çok kolay olmayabiliyor. İlgilenecek bir yayınevi ve / veya bir editör bulabilirsen, öncelikle yazdığın kısım üzerinden bir değerlendirme alabilirsin.

söyleyemem dedi ki...

Tamam,teşekkür ederim.

Adsız dedi ki...

Bende bir yazar olmak istiyorum. Şuana kadar birçok yazı yazdım öğretmenlerimede okuttum. hocam beğendiğini söyledi fakat hala nasıl yazar olacağımı bilmiyorum. dediğiniz gibi kitap okuyorum, yazılar yazıyorum. henüz 14 yaşımdayım ama iyi bir yazar olmak için can atıyorum. yazılarımı bir kitap haline getirmek istiyorum. yardımcı olur musunuz?

Mustafa Acungil dedi ki...

Ben sana yardımcı olamam, ama sen kendine yardımcı olabilirsin.

Önünde iki seçenek var: Birincisi profesyonel bir yayıneviyle bastırılmak üzere kitap hazırlayacak şekilde görüşmek. Yazdıklarının kalitesini bilemem, ama yazma geçmişinin süresi olarak değerlendirirsek çok büyük olasılıkla bunun için erken olacaktır.

İkinci yol, internet üzerinden bir blog aracılığıyla paylaşmaya ve okurlarla buluşmaya başlamak. Yine yaşını düşünecek olursak, belki senin gençliğinde ve daha ileriki dönemlerde, basılı kitabın önemi giderek azalarak çevrimiçi paylaşımlar başat ortam haline gelecek. Bu açıdan da bu seçeneğe yönelmen daha faydalı olabilir.

Adsız dedi ki...

Ben de 14 yaşındayım ve yaklaşık 4 senedir deneme yazıyorum. Yazdıklarımı bir kitap haline getirmek istiyorum fakat yaşımın sıkıntı olup olmayacağını bilmediğim için bu fikrimi hep erteledim.
Yardımcı olursanız sevinirim.

Mustafa Acungil dedi ki...

Merhaba

Yine aynı öneriyi yapacağım: Özellikle senin kuşağın çok daha 'çevrimiçi' bir kuşak olacak. Belkide ömrünün sonraki onyıllarında basılı sayfanın giderek azaldığını ve içeriğin çok ezici bir yüzdesinin 'çevrimiçi' ortamlarda yer aldığını göreceksin.

Bir web günlüğü sahibi olmayı düşünür müsün? Kitap bastırmaya çalışmaktan çok daha az yorucu ve çok daha fazla kişiye ulaşabilmeni sağlayacak bir yol olabilir.

Adsız dedi ki...

Web günlüğü sahibi olabilmem için ne yapmam gerek peki?

Ayrıca şöyle bir sorunum var. Ben daha çok denemelerimde ortak acılarımızı, keşkelerimizi dile getiren biriyim. Daha doğrusu yalnızlığımı gelecekte var olduğuna inandığım okuyucularımla paylaşırım. Bu yüzden yazılarımda çoğu şeyin olumsuzluğundan bahsettiğim için bir süre sonra eleştiriye maruz kalmaktan korkuyorum.

Mustafa Acungil dedi ki...

Web günlüğü (blog) konusunda en önde gelen iki hizmet verici blogger.com ve wordpress.com . Kullanımları bir hayli kolay. Bilgisayarla aran iyiyse kendi kendine de keşfedebilirsin. Ya da buralarda blog nasıl açılabileceğini anlatan yazılar da bulabilirsin internette.

Yazıp meydana çıkarsan tabii ki eleştiren de olur beğenen de. Neyi ne kadar yazacağına kendin karar vereceksin. : )

Adsız dedi ki...

Çok teşekkür ederim, araştıracağım.

mete han dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Adsız dedi ki...

Ben küçüklüğümden beri hayallerimden hikayeler öyküler şiirler yazardım ama artık yazamıyorum neden mi ? çünki o şirrlerimlerime hep alay ediyorlardı hikayelerime hep gülüyorlardı o yüzden 7 senedir ne şiir ne de öykü yazabiliyorum bu insan oğlunun yüzünden ! FOR: Alperen Polat

Mustafa Acungil dedi ki...

Lisede şiir yazmaya başladığımda edebiyat öğretmenime göstermiştim ilk yazdıklarımdan. Şimdi eski şiirlerime baktığımda o zamanlar yazdıklarımın arasında çok az iyi şey olduğunu görüyorum. Ama sonradan geliştirdim, çok da güzel şiirler yazdım. Lise yıllarındakilerde de güzel olanlar vardı, sonraki yıllardakiler de çoğunluğu güzel oldu.
Edebiyat öğretmenime buradan çok teşekkür ediyorum, beni teşvik etti, küçümsemedi, olumsuzlamadı.
Her insan yürümeyi öğrenirken önce emekler, sürünür, garip hareketler atar, doğru düzgün ilk adımını atana kadar binlerce kere düşer. Acemilikte yazdıklarımız elbette sonradan yeteneğimizi geliştirdiğimizde yazacaklarımız kadar güzel olmaz. O çirkin eleştiri yapanlara kafanızı takmayın, o eleştirileri, alayları, olumsuzlamaları kendi çirkinliklerinden ibaret.
Hoşunuza gidiyorsa, yazın yine. Bu sefer olumlayacak, teşvik edecek, eleştirecek ama gelişme için eleştirecek insanlarla paylaşın.

Fatih ŞOLT dedi ki...

merhaba,yerel gazete köşelerinde birçok yazım çıktı.Bunları yazarken içten ve inandığım için yaptım.Şimdi ise,yine bir gazetede,ama bu sefer bir kınu ele alıp araştırarak yazmak istiyorum.Daha önce bu araştırma yazısı yazmadığım için,sizden bilgi istiyorum.Çok teşekkür ediyorum şimdiden...

deniz dedi ki...

Merhaba bayan olamama rağmen 10 lu yaşlarımdan itibaren osmanlı tarihine ve siyasete büyük ilgim var.Sizin bu konuda önerebileceğiniz yazar veya kitaplar varmıdır?Yardımcı olursanız sevinirim.

«En Eski ‹Eski   1 – 200 / 233   Yeni› En yeni»