Mustafa Acungil

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Romanda Olay Örgüsü 4 - Nasıl konu bulurum?

Aslında konudan bol bir şey yok.

Zor olan konu bulmak değil de, daha çok sizi harekete geçirecek konuyu bulmak. Harekete geçirdiği gibi, aylarca üzerinde yazmaktan da yılmayacağınız bir konu olmalı.

Uzun bir yolculuğa çıkarken yol arkadaşını iyi seçmek gerekir. Aksi taktirde yol bitmez, bitse de kendimiz de tükenmiş oluruz. Hikaye gibi daha kısa soluklu bir şey yazıyorsanız, tekrar tekrar başa dönmek o kadar da sakıncalı olmayabilir. Ama romanda özellikle çok yol aldıktan sonra, böyle olmuyor baştan başlayayım demek kolay değil.

Siz en iyisi, önce bir bolca konu bulun kendinize. Sonra içlerinden seçerek ilerleyin.

Konu bulmanın o kadar çok yöntemi var ki, burada sadece bazılarını örnek olarak verelim:

- Ya şöyle bir şey olsaydı… diye düşünün. Benim bu konuda aklıma gelen çok ilginç bir konu, ya Amerika’daki Yellowstone bölgesi patlarsa idi. Bir yanardağ değil, düpedüz çok geniş bir mağma bölgesi olan bu alandaki bir patlamanın Kuzey Amerika’daki yaşamı büyük ölçüde yok edeceği söylenir. Acaba nasıl bir dünya ortaya çıkardı…

- Başlık atmayı seviyorsanız, başlık atın! Victor Hufgo’nun Sefiller yazısının sanıyorum bir kilisede bir duvara yazılı ‘kader’ yazısından esinlendiği söylenir… Tek bir kelime… Tabii altını doldurabileceğiniz bir başlık olmalı.
- Aklınıza gelen ve size ‘yakın’ gelen isimlerden (cins ya da özel) bir liste yapın. Bakın bakalım bu listenin ortak odağı ne… Sizi nereye yönlendiriyor?

- Damarınıza basan sorunları düşünün. Çevre mi çok önemli sizin için? Genetiği değiştirilmiş bitkilerin insanlığın geleceğini tehdit edeceğini mi düşünüyorsunuz? Damarınıza yeterince basan bir konu, yazmanın da daha kolay olacağı bir konu olacaktır.

- İzleyin. Aklınızdan resimler ya da sahneler geçirin. Gündüz gözüyle rüya görmeye bırakın zihninizi. Bakalım beyniniz size neler sunuyor?

- Dinleyin. Benzer şekilde zihninizi serbest bırakıp cümleler duyun. Bilinçaltınızdan yükselen cümleleri, kelimeleri dinleyin. Bakalım sizi nereye götürecekler?

- Karakterler düşleyin. Çevrenizden, medyadan, zihninizde yaratabileceğiniz karakterleri düşleyin. Sizi harekete geçirecek, ilginizi çekecek bir karakter ve çevre karakterler harekete geçme noktanız olabilir.

- En iyilerden çalın. Klasikleri okuyun, onları günümüzde düşünün. Uyarlayın.

- Tarzları karıştırın. Yahşi Batı yapın. Mesela müslüman olmuş bir vampir acaba napardı?

- Ana eğilimleri takip edin. Önümüzdeki yıllarda ısınacak konuları yakalamaya ve onlar üzerine yazmaya çalışın.

- Gazeteleri, interneti karıştırın. Gerçek hayat öyküleri bazen en karmaşık olay örgüsünden daha karmaşık olur. Fikir alın.

- Araştırın. İlgilendiğiniz kurgu dışı konuları araştırırken, bunlar üzerine bir kurgu yüklemeyi deneyin.
- Üzerinde gerçekten yazmak istediğiniz şey nedir, onu düşünün…

- Tutkulara göz atın. Bir amaca kilitlenmek, bir insanın sevgisine tüm ömrünü adamak, bir keşif için canını ortaya koymak…

- Açılış cümleleri… Başlık gibi açılış cümleleri yazmaya da odaklanabilirsiniz. Onlarca açılış cümlesi yazın. Hangilerinin altı doldurulabilir geliyor, düşünün.

- Çarpıcı bir sahneden çarpıcı bir bölüm yazın. Öncesini, sonrasını, karakterlerini bu ana vurucu anın etrafına örmeyi düşünebilirsiniz.

- Zihin haritanızı çıkarın. Sizin için önemli kavramları bulutlara isim yazın, bulutları oklarla bağlayın. Önemli olanları büyütün. Zihninizin bir haritasını çıkarıp oraya oturacak bir konu bulun.

- Bir son yazın. Birçok son yazın. Bu sonlardan sizi en çarpanına doğru ilerleyecek bir romana başlayın.

- Mesleklerden bazıları üzerine çok şey mi biliyorsunuz? O mesleğin üzerine bir roman düşünün. Çok meşhur bir yazar vardı bir zamanlar. Bazı kitaplarının başlıkları: Havaalanı, hastane, otel…

- Hiçbiri çalışmadı mı? Konu bulamıyor musunuz? Oturup yazmaya başlayın. Hiçbir şey yazamıyorsanız, anlamsız kelime grupları yazın. Beyniniz eninde sonunda mesajı alıp birşeyler döktürmeye başlayacaktır.

Ne olursa olsun… Yazın! Ve yazmayı bırakmayın.

7 Mayıs 2011 Cumartesi

Romanda Olay Örgüsü 3 - Yapı

Olay örgüsü romanınızda gerçekleşen olaylardır. Yapı ise bu olayların gerçekleşme zamanlamasıdır.

Olayların akışındaki zamanlamanız ve ortaya serme temponuz, okurun romanın içine girebilmesinde ve de 'çıkamamasında', en azından bitirene kadar çıkamamasında çok önemli bir etkendir.

Aristo'dan beri yapı üç perdeden oluşur. Aslında hayatımızdaki pek çok şey üç perdeden oluşur.

Bir iş görüşmesini düşünün. Birinci perdede taraflar birbirini ilk izlenimlerle bir tartar. İkinci perde boyunca konuşmalar gelişir ve karar vermeye doğru ilerlenir. Son perdede karşılıklı olarak taraflar bir yargıya varmıştır, en azından bir ilk yargıya...

Bu görüşmenin kendisi de daha uzun bir sürecin ikinci perdesinde yer alıyor olabilir. İş aramaya başlayıp ne tür ilanlar var ve çevrenizdekilerden ne fırsatlar duyabiliyorsunuz diye bakınırsınız. Yukarıdaki görüşmenin de olduğu bir seri görüşme adımları ikinci perdeyi oluşturur. Ve son perdede karar verirsiniz. Ya da işsiz kalışınızla beraber belki daha büyük bir hikayenin ilk perdesini tamamlamış olursunuz.

Bir romanda birinci perdede hikayenin derinlerine inmeden önce birşeyler öğrenmemiz gerekir. Sonra romanın ana sorunu ortaya çıkar ve kahramanımız romanın en büyük kısmını oluşturan ikinci perde boyunca problemle boğuşur. Ve son perde sorunun çözülmesiyle tamamlanır.

Unutmamanız lazım ki, bir kuralı yıkmak istiyorsanız önce onu iyice uygulayabilir hale gelmelisiniz. Eğer bir deha değilseniz, üç perdeli düzenin dışına taşabilmek, başka şeyler deneyebilmek için önce üç perdeyi iyi uygulayabilir hale gelmeniz gerekir.

Birinci perdede yapmanız gereken önemli şeyler:

- Romanın dünyasını sunun. Mekan, zaman, genel çerçeve hakkında fikrimiz olsun.
- Romanın tonunu hissettirin. Bu bir macera mı? Heyecandan heyecana sürükleyen bir gerilim mi? Duygusal bir komedi mi? Ne bekleyebileceğimizi anlayalım.
- İkinci perdeyi okumaya neden devam edelim? İlgimizi çekin.
- Karşıtlığı ortaya koyun. Kahramanımızı engellemeye çalışan kişiler ya da şeyler nedir?

İkinci perdede neler yapmalısınız?

- Karakter ilişkilerini derinleştirin.
- Neler olup bittiğine ilişkin merakımızı koruyun.
- Herşeyi bağlayıp sonlandıracak üçüncü perdenin son çatışmasına ortamı hazırlayın.

Üçüncü perde:

- Olay örgülerinin tamamını bağlayın. Özellikle yan olayları sonlandırmış olmaya dikkat edin. Bunları özensizce örgüden sarkan başıboş bir ip gibi bırakacaksanız, romanı bitirmeden geri dönüp o yan ipin tamamını ayıklayıp çıkarın.
- Romanın kendisini aşan bir titreşim hissettirin. Tüm bunların anlamı neydi? Okuyucunun içinde bir yerlere dokunun.

Üç bölüm için iki kesim noktası gerekir. Romanınızın içinde birinci perdeden ikinci perdeye ve ikinci perdeden üçüncü perdeye önemli birer geçiş noktası vardır.

Birinci geçiş noktasında, kahramanımız normal ortamından ayrılmasına sebep olacak büyüklükte, buna yeterli bir sorun yaşamalı ve ikinci perdeye geçmeye karar vermelidir. Siz en iyisi başka çaresi olmayacak şekilde ikinci perdeye geçmesini sağlayın.

İkinci perde boyunca kahramanı en az birkaç büyük dalgadan aşırtın. Hedefine yaklaşırken tekrar düşsün, kalkıp daha ileri bir noktaya gitmişken bir daha düşsün... Sonra artık bu son çatışma dedirtecek bir geçiş noktasıyla geri dönüşü olmayan son çatışmaya yürüsün. Bu ikinci geçiş noktasıdır.

Birinci perde çok uzun sürmemelidir. Romanın ilk dörtte birlik, hatta belki beşte birlik bölümü bizi ilk geçiş noktasına getirmelidir. İlk üç çeyreğinin bitiminde ya da biraz sonra da ikinci geçişle romanı sonlandıracak üçüncü perdeye geçmiş olmamız gerekir.

Yapıyla ilgili çalışmak istiyorsanız, çok beğendiğiniz üç roman ve hiç beğenmediğiniz üç roman seçin. Bu romanların geçiş noktalarını bulmaya çalışın. Üç perde var mı? Geçiş noktaları yeterince geri dönüşsüzlük hissi veren güçlü vurgulu yerler mi? Geçiş noktalarının roman içindeki yerleşimleri nerede?

Her ne kadar güvercini eti için kesmek gibi görünse de o benzetmeyi bence şiire ayırmalıyız. Roman güvercinden çok daha büyükbaş bir hayvandır ve büyükbaş hayvanların belirgin yapıları vardır.

30 Nisan 2011 Cumartesi

Romanda Olay Örgüsü 2 - Olay Örgüsü Nedir?

Olay örgüsü, temel olarak neler olup bittiğidir. Edebi bir roman yazıyorsanız, olup bitenden çok karakterlere, iç akışlara vb yoğunlaşabilirsiniz, ama kitlelerin ilgisini çekecek, çok satacak bir ticari roman hedefiniz varsa, olay örgüsü çok daha büyük önem kazanır.

Sağlam bir olay örgüsü ve yapıya sahip olan bir roman, okuyucuyu alıp başka bir dünyaya taşır. Bir sonraki sayfaya geçmek için sabırsızlanmasını sağlar. Bir haftasonunda okunup bitebilir.

Böyle bir roman okuyan bir okur, aynı yazarın başka romanlarını gördüğünde kapağına hatta belki adına bile bakmadan alabilir.

James Scott Bell, incelediği yüzlerce kurgu eserden şöyle bir formül çıkarmış: LOCK. L: Lead (Kahraman), O: Objective (Amaç), C: Confrontation (Çatışma), K: Knockout (Çarpıcı Final)

İyi bir romanın bir kahramanı olmalıdır. Tüm kitap boyunca takip edeceğimiz, bazen kendimizi yerine koyacağımız, bazen çok seveceğimiz, bazen nefret edeceğimiz bir ana karakter olmalıdır. Zayıf bir ana karakterle iyi bir roman olmaz. Ama iyi bir romanın çok iyi bir 'zayıf ana karakteri' olabilir. Burada kahramanın özelliklerinden çok ilgi çekici olup olmaması önemlidir. Zayıf bir karakterin zayıflığı da çok ilgi çekici bir şekilde ortaya konulmuş olabilir. Karakterin özellikleri güçlü bile olsa, ortaya koyuşumuz zayıfsa, ilgi çekmek için pek şansımız olmaz.

Karakterin bir amacı olmalıdır. Bir şeye ulaşmaya ya da birşeyden kurtulmaya çalışıyor olmalıdır. Gündelik hayatta tüm yaptıklarımız bir amaca hizmet ediyor gibi gelmeyebilir. Hatta yaşadıklarımızın çoğu amaçsız gibi de gelebilir. Bir romanın kitleler için ilgi çekici olması içinse, kahramanın kesinlikle bir amacı olmalıdır.

Hikayenizin ilgi çekici olması için önemli bir gereksinim de kahramanın amacına ulaşmasında engeller olmasıdır. Karşıt karakter(ler) ya da engelleyici dış güçler olmadan amaca ulaşma hikayesinin ilgi çekici bir yönü olmaz.

Son olarak ilgi çekici bir romanın çarpıcı bir sonu olmalıdır. Kitabın gerilimi sona erdikten sonra elli sayfa daha devam eden romanlara denk gelmişsinizdir belki, son derece sıkıcıdırlar. İyi bir son yazmak çok kolay olmayabilir. Lost dizisinde, Alias dizisinde, çok iyi bir başlangıç ve epeyce iyi bir gelişme gövdesinden sonra içler acısı, darmadağınık birer sonla karşılaşmış bir kişi olarak buna birinci elden şahidim. : )

Galactica dizisindeki gibi sonda cevabı oluşmamış bazı yan örgüler bırakmış olmak da pek hoş olmayabilir.

İyi bir son yazabilirseniz, aradaki bazı kusurlar da unutulabilir. İyi bir başlangıç ve iyi bir gelişmenin ardından dağınık bir son yazmak ise, hayal kırıklığı oluşturacaktır.

Ana unsurları bu şekilde konuştuktan sonra bir de ticari roman, edebi roman ayrımını düşünmek faydalı olabilir. Bu ikisi birbirinden neredeyse tamamen ayrı alanlar gibi kabul edilir. Hatta çok güçlü bazı ticari yazarların edebi çevrelere kabulü onlarca seneyi bulabilir. Mesela Stephen King'in edebi anlamda da başarılı bir yazar olduğunun edebi çevreler tarafından kabulü onyıllar sonra olmuştur. Benzer şekilde Tolkien'in de çoluk çocuk hayallerinin ötesinde bir şey yazdığını edebi çevreler ancak Tolkien'in arkasından bir kurgu tipi ortaya çıktığında anlamışlardır.

Edebi romana göre ticari romanın en önemli farkı, tırmanan bir gerilimdir. Kahraman bir atılım yapıp hedefine doğru yaklaşır, zorluklarla karşılaşıp aşağı düşer. Tekrar atılım, tekrar geri düşme... Gerilim bu şekilde tırmanarak kitabın sonunu oluşturan nihai hesaplaşmaya kadar gider. Ve çarpıcı bir sonla sonuçlanır.

Çok karikarütirize bir şema gibi görünüyor olabilir. Her ticari romanın birbirinin kopyası olacağı gibi bir izlenim de bırakmış olabilir. Ama unutmayın ki bu ana iskeletin üzerinde daha pekçok katman var: Karakterler, mekanlar, diyaloglar, yan olay örgüleri, dönüşümler...

Satranç da 8'e 8, 64 kare üzerinde 6 tip taşla oynanan bir oyundur. Kısıtlı gibi görünmesine rağmen, oynadığım binlerce satranç maçından ikisinin birbirinin aynı olduğunu hatırlamıyorum. Başarılı romanlar için de belirli bir kalıp var gibi görünse de o kadar çok zenginleştirici unsur vardır ki, başarılı romanlar asla taklit ve tekkalıplılık hissi vermez.

28 Nisan 2011 Perşembe

Romanda Olay Örgüsü 1 - Yazar adayı kendini nasıl geliştirmeli?

James Scott Bell'in Plot & Structure adında çok güzel bir kitabı var. Romanda olay örgüsü ve yapıyı çok güzel anlatıyor.

Bu dizide kitaptan esinlenerek bu konuda size yardımcı olmaya çalışacağım. Türkçe çevirisi bildiğim kadarıyla yok, İngilizceniz varsa kitabı edinmenizi şiddetle tavsiye ederim.

İyi bir olay örgüsü kurgulayıp yazabilmek için nelere ihtiyacınız var? Öncelik tabii ki bu soruda.

1. Öncelikle motive olmalısınız.

Roman uzun soluklu bir çabadır. Biraz maratona benzer. Yüz metrenin hevesli başlangıcıyla maraton bitiremezsiniz. Bu uzun soluklu, bazen duraklamalı, dur kalklı yolda sizi motive edecek şey nedir? Sadece başlangıç motivasyonu verecek bir şey yeterli olmaz. Öyle bir motivasyon olmalı ki, başlamanızı, dermansız kaldığınızda devam etmenizi, ve sonunda bitirmenizi sağlasın.

Benim için şiirde motivasyon tohumu olmuştur. Bazen tek kelimelik bazen birkaç kelimelik bir tohum. O tohumla aklıma düşen şiirler çok sorun yaşamadan bitmiş bir esere dönüştüler hep.

Romandaki motivasyonum da romanın tohumu ile ilgili oldu yine. Aklıma birkaç kitaplık birkaç roman konusu geldi son beş senede. Ama hiçbirine başlamadım. Üstelik bazılarıyla ilgili Türkiye Bilişim Derneği'nin Bilim Kurgu Öykü Yarışmasına öykü hallerini yazıp gönderdiğim halde.

Sonra aklıma bir dönüşüm fikri düştü. Yazmaya zorunlu hisesttiğim bir dönüşüm! Sonunda bu dönüşüm düşüncesi (neyle ilgili olduğunu şimdilik söyleyemem) bir roman olmak için yeterince güçlü bir fikir olarak yazılmayı dikte etti bana. Böylelikle ilk romanımı yazmaya başladım. İş yoğunluğumun üstüne bir de Açıköğretim'de ikinci üniversite olarak okuduğum Sosyoloji Bölümünün ikinci sınıfının derslerinin araya girmesi ilk 14 bin kelimesi hızla gelen romanın duraklamasına yol açtı. Ama devam edeceğim. Çünkü aklıma düşen dönüşümün motivasyonu maraton yaptıracak bir motivasyon.

2. Deneyin:

Yeni teknikler inceleyin. Yazma üzerine kitaplardan, hoşunuza giden romanlardan, hoşunuza gitmeyen romanlardan... Ve deneyin bunları. Teknikleri özümseyin. Teknikleri uygulayın, deneme parçaları yazın... Hiçbir sporcu antreman yapmadan doğrudan yarışmalarda başarılı olmaz. Gerçek başarılı romanınızı yazmaya sıra gelene kadar belki toplamda yüzbinlerce kelimeleri bulan alıştırmalar, denemeler yapmanız gerekecek.

3. Rahat olun:

Kendinizi strese sokmanız, yazmanızı kolaylaştırmaz. Klavyeyle kavga eder gibi yazmayın. Kalemleri kırıp atmayın. Onlarla dost olun, sohbet edin, rahatlayın.

4. Önce yazın, sonra düzeltirsiniz:

İlk seferde mükemmel bir ürün ortaya çıkarmak kaygısıyla hareket etmeyin. Yazın, tekrar inceleyip düzeltmeye sonradan vaktiniz olacaktır. Belki olay örgüsü beklediğiniz gibi gitmeyecek, belki bazı karakterler zayıf kalacak. Zaten tekrar ele almanız gerekecek ileride. Ama öncelikle içinizdekileri bir dökün. Ortaya bir taslak çıksın. Düzeltme, yeniden ele alma ondan sonra yapılabilir.

5. Hedef koyun:

Su damla damla da olsa sürekli damladığı yeri eninde sonunda deler geçer. Kendinizi çok boğmayacak, ama tamamen de roman yazıyor olduğunuzu unutturmayacak bir tempo belirleyin. Günlük kelime sayısı mı belirlersiniz? Haftalık belirli günlerde belirli sayıda saat yazmak mı dersiniz? Bir hedefiniz olsun ve bundan sapmamaya çalışın.

6. Vazgeçmeyin:

Tarihteki başarılı insanların büyük bir çoğunluğu ilk denemesinde, hatta ilk denemelerinde, hatta çok sayıda denemelerinde başarısız olmuşlardır. Başarılı olan insanların nerdeyse tamamı başarısız kişilerdir. Düşmüşler tekrar kalkmışlar, yeniden adım atmışlardır. Gerçekten bir roman yazmak istiyorsanız, vazgeçmemelisiniz.

24 Nisan 2011 Pazar

Storybook: Kurgu yazmak isteyenler için güzel bir program

Kapsamlı bir kurgu yazarken karakterleri, mekanları, olay örgülerini ve zamanlamayı kontrol etmek kolay olmayabilir.

Storybook bir kelime işlem programı değil, yani mesela Word'ün yerini alamaz. Ama karakterlerinizi oluşturup temel özelliklerini girmeniz, mekanları tanımlamanız, sahneleri girip bunları olay örgülerinde mekan ve karakterlerle ilişkili olarak yönetmeniz gibi pek çok imkan sağlıyor. Burada yapıyı kurduktan sonra kelime işlemcide yazmaya başlayabilirsiniz.

Benim hoşuma gitti, bugün indirip kullanmaya başladım. Üstelik ücretsiz ve bağış usulü çalışıyor. Yazdıklarınızdan para kazanmaya başlayınca bağışlarınızı da yapabilirsiniz...

Bağlantı: http://storybook.intertec.ch/joomla/

14 Nisan 2011 Perşembe

Mim2: Kitap yazmak isteseydin ne yazardın?

Mustafa Hocanın "mim"ine geç te olsa cevap veriyorum:

Bir kitap yazmak istedim ve yazdım da! Kendi uzmanlık alanımda bir kitap yazmak istedim ve ilk kitabım olan "Visual Basic Expression"ı yazdım...

Tabii, yazmak gönül verilmeden yapılamayacak bir iş. Bir kez gönlünüzü verdiyseniz de kolay kolay kopamıyorsunuz yazmaktan. İlk kitabı ikincisi takip etti. Üç, dört, derken başka yazar arkadaşlarla yazdığım kitapları da sayarsam 10'un üzerinde kitap yazmışım. Tabi bu kitapların tamamı bilgisayarlar ve yazılım üzerine.

Ama artık teknik konuların dışında da yazmak istiyorum. Özellikle bilim kurgu alanında yazmak istiyorum. Eğlenceli şeyler de yazmak istiyorum. Çocuklar için eğlenceli hikayeler ya da romanlar yazmak istiyorum.

Pekiyi, niye kendi bloğumda değil de burada yazıyorum?
Çünkü bu blogda artık Mustafa Hocamla birlikte ben de "yazmak" üzerine yazacağım.

22 Mart 2009 Pazar

Mim: Kitap yazmak isteseydin, ne yazmak isterdin?

Tila Sadık beni mimlemiş. Mim'in ne demek olduğunu onun yazısından okuyabilirsiniz. Ama benden ufak bir katkı: Sanırım bu kavram İngilizce'deki (belki daha orijinal kökeni de başka bir dildedir) meme'den geliyor. Zihinden zihine aktarılarak yayılan kültürel bir düşünce birimi gibi karmaşık bir anlamı var. Mesela 'balık baştan kokar' bir mim bu anlamda. Ya da İngilizce'deki O.K. kelimesi. Aslında alakasız bir kurumun kısaltması iken tamamdır anlamı kazanmış ve yaygın bir kültürel imge haline gelmiş.

Bana atılan mime, ya da oltaya, gelecek olursak: Bu soru benim açımdan biraz geç kalmış bir soru. Çünkü ben kitap yazmayı zaten istedim ve yazdım. Web'de de yayınladığım iki kitabım var:

Gündelik Başarı için Uygulanabilir Taktikler
ve
Bilinçsiz Yetersizden Bilinçsiz Yeterliye

Her ikisi de kendimi geliştirmek için kullandığım yöntemlerin aktarılmasına dayalı gelişim kitapları.

Ama ben asıl roman yazmak isterdim. Halen de istiyorum. Aklıma gelen roman fikirleri genelde insanın zaman içindeki gelişiminin alacağı yönle ilgili. Teknolojinin etkisi ne olacak bize mesela. Olası alternatif gelecekler. Özellikle de bunlar içinde Türkiye'nin ve Türklerin yeri.

Sanırım roman yazabilmeye başlamam için çalışmak zorunda kalmayacağım bir gelecek oluşturabilmem gerekiyor. Zamanımın tamamının gerçekten bana ait olabileceği... Zaman bağlamını pek sınırlayamasam da, roman, hatta roman değil romanlar yazmak en temel hedeflerim arasında yer alıyor.

Madem gelenek öyleymiş ben de Kadir Çamoğlu'na elim sende, pardon mim sende diyorum.